YAKARIŞIM


Karamsarlık insanı içine çeken bir kuyu. Sen kurtulmayı bekledikçe ışığı sönen, gitgide seni de içine alan bir karanlık. Kimselere anlatamadığın belki anlatacak olsan da kimseleri bulamadığın ve ne yazık ki sesin ancak sana yankılanan tarafı. Sen boğabilirsin karamsarlıkta ancak kendini. Yalnızlığınla baş etmeyi öğrendiğin ya da öğrenmiş gibi yaptığın bir oyun, hep oynadığın, hiç sıkılmadığın yalandan bir hayat kâbusu.


Gülümserken kendini sıktığından bahsederdi bir dostum.


"Dişlerimi gösterip kahkaha atmak yerine gülümseyen dudaklarımın içinde dilimi ısırıyorum." derdi. İnsan, gülerken de kendi olamazmış. Her şeyin kötüsünü düşündükçe içine sıkıştığım bu oda, içeriye doğru devrilen bir yığıntı oluyor. Kendisini ait hissetmiyor insan, oysa şuraya bir bakın. Koltuk ve perdeler ne kadar da birbiriyle uyumlu. Masa örtüsünün çizgileriyle halının desenleri aynı renk. Kitaplar boy boy dizilmiş, kalemler tek ayak üstünde bekliyor. Her şey yakışıyor birbirine, ama sen içine düştüğün bu kuyuyla beraber apayrısın bu dünyadan. Ait değilsin, misafirlik gibi değil bu şey, bir eşyaya sahip olmak gibi de değil. Umursamaz ve kahrolası bir insan müsveddesi. Bugün böyleyim.


Karamsarsın, dediğini duyar gibiyim.


Karamsarım.


Bu duvarlar üzerime gelmeyi ne zaman bırakır? Bu tavan sesimi duyup ne zaman bana cevap verir? Peki ya bu odanın içindeki uyum ne zaman kafamın dağınıklığıyla iyi anlaşmaya başlar da kardeş olur? Biz ne zaman yakışırız birbirimize? Ne zaman uzaklar yakın olur?


Duymazlar. Bağırma. Duymazlar. Alkışlama. Duymazlar. Uzaklaşma. Konuşma.


Sen onların istediği gibi biri olamıyorsan, senin hikâyeni kimse bilmek istemez. O kuyuda veya o odada olman kimsenin umurunda olmaz.


Ya ben? Ya ben birilerini umursadım mı? Birileri için bağırdım mı? Alkışladım mı onları en temiz duygularımla? Konuşmayı denedim mi? Duyabildim mi birilerinin sesini veya sessizliğini? Yeterince yakın mıydım sevdiklerime? Pencereden atlayan bir gence, cebinde parası olmayıp şehrin son çıkışında kendisini köprüye asan abiye. Çocukları için her şeyi yapmaya hazır olan o ablaya. Komşuma. En yakın dostuma. Anneme. Ya babama? Duydum mu ben? Yoksa kendi kuyumla kendi karamsarlığımla meşgulken gözlerimi kapattım mı? Çevirdim mi kafamı? Bugün Filistin'e, dün Doğu Türkistan'a, Suriye'ye, Senegal'e. Türkiye'ye.


Duydum tüm o gürültüleri ama dinlemedim. Baktım tüm o kanlı fotoğraflara ama görmedim.


Kimse birbirini umursamıyor. Yalan söylemeyelim birbirimize. Ellerinde baltalar, ipler... Kaçırmışlar ormana temiz yürekli iyi taraflarımızı. Nefes alan yanlarımız bizimle değil.


Karamsarım evet. Bugün karamsarım. Dışarıda her şey bahara dönüşürken, doğa yeniden canlanmaya başlarken ben bugün kuyudayım.


Peki ya sen? Peki ya Aşk?


Üzerime serpiştirilen ölü toprağını ancak o mu elleriyle temizler?


Ona tutunsam, onda nefes alsam. Kuyuya biri daha atlasa. Tamam çıkmasam ama seninle, aşkla orada ömür boyu kalmayı göze alsam. Aşk olsa, âşık olsam. Karamsarlık olur mu? Kuyu karanlık olur mu?


Yine de görmez miyim?


Belki geçer o zaman içimizdeki şeytanın fısıltısı. Biraz olsun renklerin güzelliğine, koltuğun perdeyle uyumuna, halıya. Şuraya, içeriye, hep güzelliğe bakarım. Senin, aşkın o renklere ne kadar çok yakıştığını anlarım. Aşk diğer tüm her şeye, dertlere, hepsine merhem olmaz mı? Ağrıyan başa, sızlayan dişe, kopan kola, parasız cüzdana, ocaksız eve, oğulsuz babaya, vatansız toprağa? Bir mesele midir aşk? Bir ilaç mıdır? Kaçacak yer mi? Sevilecek kucak mıdır?


Zaten kuyudasın, zaten ışıklar yok. Zaten etraf karanlık. Bir ışık olmaz aşk, belki nefes olur. İnsan da zaten ışıksız belki yaşar da nefessiz yaşayamaz. Aşk bir mesele değildir bana kalırsa. Bir mesele vardır ve aşk var olan diğer tüm meseleler için koşmayı öğretir. Aşk seni karamsarlık deryasından alıp da boğulmaktan kurtarmaz. Sana ancak yüzmeyi öğretir. Kanlı fotoğraflarla ağlamayı değil ancak savaşarak bu kâbustan uyanacağını öğretir. Aşk ülkün için omuzladığın o tabutla yarışmaz, seni ülkünle karşı karşıya getirmez. Aşk, omuzladığın tabutu anlamayı öğretir, ülkünü anlatmayı öğretir.


Kuyudayım evet. Bugün oldukça karamsarım. Anlatacak çok iyi bir aşk hikâyem yok. Ama olur da aşk çalarsa kuyunun karanlığını, o gün o odanın uyumunu kaldırır ellerim. Kendimi yakıştırırım ve hırkamı alır çıkarım, güzellikleri sadece pencereden izlemem. Koşarım.


Belki o zaman bu kadar da umursamaz olmam.


Bugün değil ama. Bugün karamsarım. Yanan tüm ocaklarla, ağlayan tüm analarla, sevgililerle çakışıyor bugün hikâyem. Onların gözyaşları benim gözyaşlarım. Ağlamak, dövülmek, çıldırmak değil bu. Öylece bekliyorum. Ellerimle bacaklarımı kendime doğru çekmişim, küçüldükçe küçülüyorum. Susamışım. Neden su versinler? Ağlamışım. Neden yaşımı silsinler? Bugün kuyudayım, yarını bilmem ama bugün bu dipsiz yerde kendi umarsızlığımda yaşayacağım. Yarın belki bir ananın yüreğinde olurum, belki bir Orta Doğu Ülkesinde savaşıyor olurum, belki de komşumla aynı sofradayım. Belki bir dostumla, belki seninle.


Hangi aşkın kapısındayım? Kiminleyim, kimdenim?


Kapındayım Allah'ım. Al içeriye bu âciz kulunu. Bir hırkam bir de sen. Gel, dersen ancak sana gelirim.


Kapındayım Allah'ım. Biliyorum biri kapalıysa bir diğeri hep açık.


Gözlerimi de aç. Yalvarırım.



Merve Nur ŞANLI

3 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sırasıyla