Yakalayan ve Kaybolan

Zaman en çok beklerken hissettirir kendini. Anı hapsedip içinde kaybolmak fotoğraf makinelerinin işi ve onlar zaman makinesi. Geri sarıyor ve insanı; kokusu ve tadı ne ise hop oraya atıyor. Elinde bir fotoğraf karesiyle 50 yıl öncesine dönen ninemi hatırladıkça tamam diyorum olmuş işte, ninemi alıp buradan annesinin dizinin dibine atmış bu makine. Yakalamak ve kaybolmak... Fotoğrafın zaman kelimesinde asıl hissettirdiği iki kelime bu. Biri yakalıyor, bir diğeri o anın içinde kayboluyor. Kaybolmak kimin işi peki?


Hepimizin coşkuları ve acıları her gün baktığımız fotoğrafı bir başka fotoğraf yapmıyor mu? Geçmişimiz ve hayallerimiz değil mi bizi yine bir fotoğraf karesi yapan, hepimiz Tanrı’ya pozlar kesmiyor muyuz aklımızca. En güzel fotoğrafın derdindeyiz, olmadı baştan yaşa.


Bir fotoğrafçının işi de oldukça zor aslında. Hem ölümsüz bir an yakalamak için hem de geçen her anın fotoğraf değeri olup olmadığını zihninden istemsizce geçirmek zorunda. O ana, bir isim yükleyen şüphesiz fotoğrafı çeken kişi ama hisse bulayan ise bakan kişi. En doğrusu da fotoğrafçının gözünden gören kişi. Sabah farklı oluyor fotoğraflar, gün pencereden indiğinde daha farklı. Bazen özlüyorsun açıp bakıyorsun, o zaman ince bir sızı... Zaman seni farklı bir insan yaptığı gibi fotoğrafın her açısından da farklı akıyor. Ama aynı olan şey fotoğrafın çekildiği anda herkesin orada ve dünyanın o anda oluşu. Bir fotoğrafı çeken kişi için konuşalım. Bir fotoğrafçının ömrünün sadece birkaç dakikasına sığdırabilir çektiği tüm fotoğraf zamanlarını. Düşününce akla zarar bir oran; bir ömür ve birkaç dakika. Zaman bu kadar hızlı ve aynı zamanda topal da.


Kafanızın içinde sizin de bazı görüntüler yok mu? "Ah bir kameram olsaydı şu anı yakalasaydım" dediğiniz? Hele ki bazı görüntüler taş çıkartır çoğu ödül törenine. Her birimiz aklımızın da deklanşörü değil miyiz? Kırpıyoruz gözümüzü ve alıyoruz hafızaya. Evet, çıktısı gelmiyor; renkli ya da siyah beyaz basım olmuyor ya da galeriye girip "sil at" yapamıyoruz ama orası da bir makine değil mi ve biz hepimiz oraya bir sürü anı çekip yollamıyor muyuz? Ne yazık ki onları bizden başka kimse görmüyor, zamanla bulanıklaşıyor ve yavaş yavaş siliniyor. Ama kaybolmuyor, yırtılıp gitmiyor. Anlarda saklı kalan her şey gibi zamanını bekliyor. İstasyonun kenarında bekleyen yolcu, telaşlı koşan öğrenci veya elinde fotoğraf karesiyle ninem hep bir an değil mi, ve hepsi bir kare değil mi? Görüntüler gerçek ama hiçbirinin fotoğrafı elimizde değil. Zamanın makinesiyle bazı anları dondurmak için çok geç kalmış gibiyiz ama yetişenler var. Yakalayanlar ve zamanı sadece bir yere yetişmek için kullanmayanlar var.


Elimde bir fotoğraf var. An çok gerçek, manzara yemyeşil. Ama tüm her şeye zıt olan iki insan var fotoğrafta. Çekerken asla fark etmediğim baktıkça gün yüzüne çıkan biri erkek biri kadın iki kişi. Biri ayakta oysa biri oturuyor. Poz vermiyorlar, fotoğraf çektiğimden haberleri bile yok o an benim de bundan haberim yok. Akışta her şey çok normal ama baktıkça sanki bir şey var. Orada o manzaranın içinde kalmış gibiler. Çok yakışmışlar ama keşke orada olmasalarmış.


Bu fotoğrafı çekerken o andan ve yanımdaki insandan bir manzara çalma derdindeyim. Hissettiklerimi çok iyi hatırlıyorum, baktıkça onu hatırlamak istiyorum ama buraya konan iki insan uzatıyor hislerimi ve ben o hisse tutunuyorum.


Hoş geldin.


Merve Nur ŞANLI

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sırasıyla