Yıkıldım Ama Boynum Kırık

Bir şeyler yazacaktım. Elektrikler kendini imha edince muma davrandım. Mum erirken ben de içimdeki bu yükten eriyeceğimi düşündüm ve yazdım. Kalemle olan düşmanlığımı karanlık geçirecekti, sandalyeyi çektim masaya oturdum ve kaleme uzandım.


Önce acılarıma baktım; sevinçlerimi kontrol ettim. Mutluluktan ağladığım yılların sayfalarını çevirdim ve o defteri kapattım. Ne acılarım ne de sevinçlerim sevdam kadar yer etmeyecekti yazılarımda. Tekrar yazdığıma pişman oldum ama olacak ya vazgeçmiyor insan; ne yazmaktan ne yaşamaktan. Birinden vazgeçebilsem diğerini kendime düşman ettim. Düşmanlarınız sizin peşinizi asla bırakmıyor. Yaşamda yakamı bırakmadı bu yazı da, dökülecek hepsi. Dilden, kalemden, insandan ve ölümden.


Kaçmak yazmak sayılırsa evet dostlarım, günlerdir kaçıyorum. Yaşamak bir yorgan altında ömrü çürütmeye gelmiyor; insan yastıkla bastırsa da çığlığını kilometrelerce ötedeki bir yüreğe duyuruyor. Hangisi ilham olacak benim şiirime, ilham olacak da iki satır mısra çıkacak kesecek bileklerimi. Yazdıklarımda kendi sesimi aradım, okuduklarımda kesilen nefesimi. Soluklandım, durdum, bekledim, yola tekrar çıktım. Yağmur başladı yine bekledim. Barışamadım. Karanlık bir sis perdesi; kalem bıçak oluyor şiirimin köşesinde. Mum nasıl yansın kanayan gönlümde. Katiline bakar gibi bakıyor hepsi, kinle nefretle. Bir şey yazacaktım baktım hepsi geçti. Menekşe deyince kendi çocukluğumu hatırladığım gelecekti belki aklıma. Kolları püsküllü güvelerin yediği bir mavi kazak düşecekti gökten, kırmızı bir yazma kopmuş gitmiş. Oyalarını elinden hiç düşürmeyen o küçük kız... Yanan bebeği, yandığı bebekliği...


Dağların yeşilinin içinde tüfekle vurulan bir anne tavşan, belki de onu yazacaktım. Uzaktan göz göze geldiğimizi, fasulye yapraklarından paralar yaptığımı ve gelin olduğumu, anne tavşanın bunu hep yaşarken gördüğünü. Bir gölge dikilecekti karşıma. Sarı ayıcıklı çantasıyla çizgili hırkası. Başında yeni bir eşarp kokusu, evin kokusu... Paçalı bir pantolon, dizleri oyalı, utanıyor bundan. Bir gölge... Elinde sarı çiçekler... Tanıyorum bu gölgeyi: Benlerden biri. Yola çıkmaya hazırlanıyor ve yol arkadaşı arıyor kendine. Hayali dirilmeyi bekliyor. Kalemle vuracağım sırtına. Kolunu çekip çıkaracağım o kuyudan. 10 yaşımı anlatacağım 20 yaşımı süsleyeceğim. Oysa, diyeceğim "herkes kendi içinde yitirmedi mi 20 yaşını?" Sileceğim yol arkadaşlarını, ona çocukluğundan bir bez bebek dikeceğim. Fotoğraflar yalan diyeceğim kimse gülmüyor senin kirli yüzüne. Elinde küçük bir not defteri. Ne ben çizebilirim onun hayalini ne de o yazabilir benim yirmilerimi. Sıkışmış kalmış bir otogarın tuvaletinde. Ağlayacaksın diyemeyeceğim. Bir şeyler yazacağım. Her çocuk kendi yaşamından önce annesiyle babasının yaşamından sorumludur diyeceğim. Sen koca bir çam ağacının altında yaşa ama önce sırtını şu gövdeye yasla. Gölgesinden, taşından, suyundan, dallardan bir yol çizecektim bulutlara, haber verecektim diyarlara. Sonra ben de kuş olacaktım o çamın altında. Annesi babası uçmuş yükseklere yuva yapmış bir kuş. Hayatımı kendi aralarında pay eden dostlarımı anlatacağım. Hepsine bir dilim hayat parçasından ayırdım. Duayla büyütürüm yaralarımı, kendime anlatacağım hikayeleri masallardan cadılara efsanelerden sihirli lambalara herkese katlanırım ama yazacaklarım uydurma olur. Yalan olur, yalan olursa yıkılır köprüler, ölürüm ben. Yuvarlak masaların heyecanlı evli mutlu çocuklu kare masalara dönüşürken her şeyin suçlusu olan aşkı yine aklarım ben. Dostlarımın tüm karanlıklara ışık açtığını yazmayacağım çünkü hakikat yazılmıyor. Bir şeyleri yazacağım ama önce şunu söyleyeyim: kendi kafamın içinde kurduğum iskeletler dünyasına sevdiklerimi almayacağım çünkü ne olduysa bana onu yaptığınız gün oldu. Gülden vazgeçtiğiniz gün. Yürüyeceğim kendimi bildim bileli hep yürümeyi çok seveceğim. Dağları, yeşili ve mavi göğü, ılık rüzgarı. Beni dimdik ayakta tutan omurgama şükredeceğim her gün. Bazen yağmur yağacak ama devam edeceğim. Mumun etrafında kıpkırmızı alevin içinden çıkacak olan o şarkıyı dinleyeceğim. Sürgün olan bedenim bir kez daha büküyor boynunu. Emanet olmasa çıkacak kapıdan, sallanacak iki bacak. Dolanacağım yine ölümün sesli harflerinde.


Sırası değil, bunların şiirle bir ilgisi yok, önce hikâyemi anlatacağım. Sayfalar değişirken eline yapışacak okuyanların ıslaklık. Yarım bırakma diyor benlerden diğeri. Tamamlamak ödümü koparıyor, dişlerimi sıkıyorum. Dokundum kendi gönlüme, gözümdeki yaşa, eriyen muma. Ateş gibi hepsi. Soğuması için beklemesi gerekiyor. Bekleyen her şey ismini değiştiriyor. Bir sıfat daha ekleniyor önüne. Bunları değil, bunları yazmayacağım. Gerçeği yazacaktım, gerçek hakikat değilmiş. Herkes nasıl görmek istiyorsa kendi gerçeğini oradan görüyormuş. Sırtından iten, önünden çekeleyen vardı; gel desem "gelme" anlardın. Gerçek bu değildi. Romantik olduğum boynuma asıldı. Eğer öyle değilse ya ben hayal görmüştüm ya da o hayal bendim.

Söylesene nerede kayboldun sen? Gülden hangi köşe başında vazgeçtin de yazacağın şeylere hayal dediler uyan diye bağırdılar. Söylesene ben bir şeyler yazacaktım becerebildim mi? Ya sen? Nereye kayboldun sen? Gülden hangi köşe başında vazgeçtin?


Merve Nur ŞANLI

1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sırasıyla

Dönüş