Uyumsuz ve Yalnız Büyüyenlerin Hikâyesi: Ahlat Ağacı


"İnsan neden en yakınında duran hayatı seçer?" Doğallığın ve gerçekçiliğin yönetmeni Nuri Bilge Ceylan'ın, Sinan karakteri ile halka sesleniş filmi; Ahlat Ağacı.

Akın Aksu'nun "Ahlat'ın Yalnızlığı" adlı öyküsünden yola çıkılarak perdeye aktarılan filmde, üniversiteden yeni mezun olmuş, yazdığı kitabı bastırmaya çalışan Sinan'ın kendisiyle ve çevresiyle olan ilişkileri üzerinden farklı kuşaktan bireylerin hayatın içinde var olma çabalarını izliyoruz.

Filmde ön planda olan karakterler Sinan ve babasıdır. Üç saatlik film boyunca bireysellik üzerinden toplumun tümüne yayılmış birçok konuya atıf yapılırken, karakterlerin kendilerini kanıtlama çabaları da hayata karşı yenik düşmemek için verilen amansız mücadeleye bir örnektir.

Sinan, babasına ve dedesine benzememek adına bir mücadele verirken, İdris (babası) ise kazdığı kuyudan su çıkması ümidiyle kendi babasına "işe yarar" biri olarak görünmeye çalışır. Hayatın içinde yer edinmek, şekilsiz ve kara kuru büyümemek arzusu Sinan'ın bütün benliğine yayılmış duygulardır. Bulunduğu ortama ayak uyduramaması da bu yüzdendir. Filmin bütün sekanslarında bunları derinlemesine hissederken, izleyenin kendi içine dönüp sorular sormaya başlaması da kaçınılmaz olur. Film, gelecek kaygısı ve bir şeyler başarma arzusu içerisinde olan herkesin hislerine tercüman olur bir bakıma. Sinan, her ne kadar babasıyla çatışma halinde olsa da, belki de konuşmaya en ihtiyaç duyduğu kişi olarak görür onu. Birbirlerine benzedikleri su götürmez bir gerçektir çünkü. Babasının kendisini dedesine kanıtlamak için gösterdiği çabayı anlamsız bulup hoş karşılamasa bile, içten içe kendisini görür onda. Kitabını bastırmak için girdiği bin bir türlü yol da bundan dolayıdır belki de.

Kopuk bir baba-oğul ilişkisi izlediğimizi sandığımız filmde, birbiriyle konuşmak için çırpınan, fakat ortak bir dil bulunamadığından çatışan iki kişiyi görürüz. Bu dil hiç bulunamayacak diye düşünürken de Sinan'ın sonunda bastırabildiği kitabı arada bir köprü görevi görür adeta.

Çevresinde kitabı okumuş tek kişinin babası olması Sinan'ı bir hayli şaşırtsa da, bir yandan da gururlanmasına sebebiyet verir. O sahnede hep birlikte İdris'in görmediğimiz bir yönüne de şahit olurken, geçmişle olan muhasebesini Sinan'ın kitabıyla tekrar düşündüğü izlenimi de oluşur. Yine aynı sahnede insanın yaşamı içinde karşılaştığı birçok şeyin çıkarımını tek nefeste yapar hepimizin için. "Var mı öyle pat diye hayale ulaşmak? Neler yaşadım, ne insanlar tanıdım.... Çoğunu unutmuş olsam da, unutuşun bile bir cazibesi var bence. İnsan biraz da zamanın içinde süzülmeli, iyi ve kötü anıları birbirine karışıp belirsizleşmeli ve silinip gitmeli."

Belirsizleşmek ve silinip gitmek... Sinan, en olmak istemediği iki olgunun aslında kaçınılmaz sonu olduğunu o an fark eder belki de. Dipsiz bir kuyudan su çıkarmaya çalışan babasına kızma sebebi tam da buyken, kendini bir anda o kuyunun dibinde bulur. Sinan'ın kuyudaki olmayan suda boğulduğunu mu, yoksa o kuyuda bir Yusuf olduğunu mu bilemeyiz hiçbir zaman. Belki de düşünmemiz gereken bizim kendi kuyumuzdaki sonumuzun ne olacağıdır.



İlayda KALKAN

2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör