Sevilmeyen Anlatımlarım

Anlatamam. Otursak karşı karşıya, sana neden olduğum bunca şeyin üzerimde bıraktığı o korkunç hissi anlatamam. Sıyrılıp giden gömleklerin kavrulmuş bir yaz ağzında tenimde bıraktığı serinliği anlatamam. Derdimi, başıma sardığım sonradan anladığım itirafına mecbur bırakıldığım bu şeyi anlatamam. İsim koyamam. Şundan oldu, şu yaptı, şurada oldu, olurken şöyleydi, diyemem. Biriktirip sattığım tüm o bilgilerin yanına bildiğim ama acısını yaşarsam kabullenirim dediğim korkularımı anlatamam. Tuttuğum her sırrın peşinde koşarken yitirdiğim iyi taraflarımın kendi çocukluğumda olduğunu, yutmak zorunda kaldığım ama bağırdığım pencere pervazlarında kendimi dövdüğümü hiç anlatamam. Yastığımın ıslanan yüzünden, kalemi bırakmam için zorlanan hislerimden... Hiçbirinden anlatamam, kafamın içinde dönen kendime yakıştırmadığım, olmak için çırpındığım, battığım hiçbir şeyi anlatamam. Küçük bir çocuk gibiyim. Gerçek her şey. Herkesi inandırmaya çalışıyorum hayallerime, bunu anlatamam. Gözlerde bıraktığım hayal kırıklığını, böyle olmamalıydı hissini, görmezlikten gelinirsem yok olurum fikrini anlatamam. Kendime zor gelen lokmalarım, ağzımdan çıkan yanlışlarım, oturup anlatamam. Beğendirmeye çalıştığım işlerim, boş yere döktüğüm yaşlarım hiçbirini anlatamam. Anlatmamalıyım da. Dağ olup çıkan bu "anlatamamlar" tutunacak dallar da oluyor bana. En kötü ne olabilirler yaşamaya başladığımdan beri, “anlatamamlar" ağladıklarım oluyor. Ağlamasa insan dolup taşamıyor. Taşan dere can alıyor, mal alıyor ama yolunu buluyor. Yolumu bulurken yolda yitirdiklerimi karşılıklı oturmalarda anlatamam. Bir kahve eşliğinde oturacak çok dostum var ama hiçbirine bunca derdimin arasında sıkıştırdığım kalp yaramı anlatamam. Anlatılmaz çünkü, dile dökülen her şey bir gün yere dökülür. Yerde sürünür insanın sırrı. Anlatılan sır yüzüne inen tokat olur. Anlatılan sır, yüksekten düşen insan olur. Anlatamam, anlatırken düşüp ölürüm, anlatamam. Sevdiğim sevmediğim bitirdiğim bitirmediğim hiçbir aşkı oturup anlatamam. Yazarım. Anlatamadığım her şeyi bir kalemle ancak sana yazarım. Okuduğunu bilirim, sen okuyunca anlarım. Anlatamadıklarım sayıkladıklarım olmaz artık. Bir rüyadan bağırırcasına kalkmam sen okuyunca. Her şeyi itip koca masada bir sana yer açarım. Bir kâğıda bir de kâğıt içinde yazdığım şu mısralara.


Bas geç üstümdeki tüm iyi niyetlerime

Kırılan kaç gözyaşım kaldı?

Sen, ben, bir de annem

Çıkmayan sesimin üstünde tepin, o gece yazdığım şiirler hep daha tekin, okuma

Gitsen, gitsem seni unutmayan tarafım bu kez delirir mi?


Kötü zaman yüzüyor çirkinlik peşinde, geciken sevdam dağlarla yanıyor bağrımda

Konuşulan her kelime intikam, intikam, intikam

Çul, çaput bağlama çamın dalına, anlatsam herkes ağlar, sen de ağla.

Sana yetişiyor ellerim, rüyalarda


Beyaz ışıklar içinde süzülüyor hayallerim, boynu bükük yetim çocuk

İlmek ilmek düğümleniyor itirazlarım, düştü düşecek çiçek dolu vazo

Bir sen, bir sen, bir sen

Anlatsam ağlanacak, ağlasam yazılacak


Pişmanlıklar ağır geliyor kırıkların yanına

Tanımasam olurmuş dediğim bin tane insana

Mazeretler, aksilikler, tekmeler...

Kimseye yetişmeyen ellerim sana yetişiyor, rüyalarda


Omzumda halatlar, derdimi iki kelimeye sığdıramayışımın verdiği tekdüze kalıplar

Bıkmışım, gözüm öylece dalıyor acılarıma, omzumu yaslayacak tek dağ

Saatlerce ağlamışım da dik durmak için kendi kabuğumu kırmışım

Seni sormalarım, sana yazmalarım adını saklayışım


Anlatamam, sığdıramam.

İçimde bunca sene biriktirdiğim hiçbir şeyi senin dışında kimseye anlatamam.


Merve Nur ŞANLI

2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sırasıyla