Sanatın Aşkla Buluşması: Köprü Üstü Âşıkları



"Bana kimse unutmayı öğretemez." Renklerin ve ışığın altında, yıkık bir köprünün üzerinde, biraz telaşlı, biraz sade fakat son derece vurucu bir aşk hikâyesi ile karşılıyor bizi yönetmen Leos Carax. Hayatta her şeyi olağan akışında yaşamanın yanı sıra, aralara kendi elimizle serpiştirdiğimiz düzenlemelerle kurduğumuz dünyanın güzel bir yansımasıdır bu film. Hepimiz özgürce sokaklarda dolaşabilmeyi, dans edip şarkılar söylemeyi isteriz. Alex ve Michéle birçoğumuzun bu hayalini bir filmin içinde, kısacık da olsa yaşatıyor bizlere.

Film, restorasyon amacıyla kapalı olan Paris’teki Neuf köprüsünde yolları kesişen iki sanatçının hikâyesini aktarıyor bize. Her ne kadar kaba tabirle bu şekilde tanımlansa da, karakterleri ve yaşamlarını böylesi bir özetin içine sığdırmak elbette mümkün değildir. Aşk, tıpkı sanat gibi içinde her duyguyu ve her rengi barındırır. Alex ve Michéle, ruhlarını özgürlüğe adamış iki insan olarak, bu duyguları doruklarda yaşamaya karar verenlerdendir.

Nadir bir göz rahatsızlığına sahip olan Michéle, sevgilisinden yeni ayrılmış olmasının verdiği buhran ve giderek gözlerini kaybediyor olmasının üzüntüsüyle kendini sokaklara atmış bir ressamdır. Alex ise uzun yıllardır sokakta dans ederek ve akrobasi yaparak hem kendi ruhunu hem de sanatını doyurmaya çalışır.

Birbirleriyle olan çarpıcı ve çekimi yüksek iletişimleri, bir süre sonra onları daha çok yakınlaştırır. Fakat Alex, terk edilme korkusuyla Michéle için oluşabilecek bütün gidiş yollarını kapatmaya çalışır. Öyle ki, ailesinin gözlerinin tedavisine çare bulunduğunu ve kayıp kızlarını aradıklarını dile getirdikleri afişleri şehrin her yerinden söküp atar, hatta bu sırada istemeden birine zarar verir.

Benzer arzulardan ötürü sokaklarda olan ikili, aşkın farklı taraflarını da temsil ediyor aynı zamanda. Alex için “aşkın ilkelliği” dersek yanılmış olmayız. Michéle ise birçok konuda daha nahif tutumlar sergilemeye gayret gösteren taraftadır. Fakat ikisinin bir araya gelmesi ve uçlarda yaşadıkları duygular onları aşırılık ve bencillikle karşı karşıya getirir. Her ne kadar daha baskın ve şiddetli seven taraf Alex olarak karşımıza çıksa bile, yaşanan birçok elim olaya rağmen Michéle’in aşkından vazgeçmemesi sadakatin güzel bir örneğidir.

Köprü Üstü Âşıkları, klasik aşk hikâyeleri ile benzer taraflar taşısa da, birçok noktasıyla da farklıdır elbette. Sinematografisi, dansları, müzikleri ve coşkusuyla kendine özgü ve hatırlardan çıkmayacak bir olay örgüsüne sahip olması, onun alanındaki diğer filmler arasında üst sıralarda yer almasına katkı sağlıyor.

Carax sinemasına bir bakış atabileceğimiz bu renkli ve duygu yoğunluğu bol olan film, kusursuz oyunculuğu ile hepimizin tanıdığı Juliette Binoche için izleyicide yepyeni bir pencere açarken; Fransız sinemasının çirkin prensi olarak adlandırılan Denis Lavant’ı da tanımamız için güzel bir yol diyebiliriz.


İlayda KALKAN

4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör