Sırasıyla

Sıralı bir şeyler istiyorum. Herkes bir köşeye geçsin sıradan saymaya başlasın, 1 2 3 … Sırası gelen toplasın eşyalarını, koyulsun yoluna. Aniden gelen hiçbir şeye hazır değilim. Ani misafir sevmem, balonlu üflemeli sürpriz doğum günüleri en korkuncu. Gece yarısı gelen ölüm haberleri soluksuz bırakıyor yine yorganın altında üşüyen bedenimi. Sevmiyorum sırası olmayan hiçbir şeyi. Çarpıştık, kitaplarımız düştü, ilk görüşte aşk... Hayır, olmaz. İlk gördüğüm hiçbir şeyi sevemem ben, sindirmem, bakarak sevmem lazım.


Nasıl kabullenebiliyorsunuz? Ani gelen yirmili yaş ölümlerini, bir gecede artan nüfusun yarısı kadar kötü ekonomiyi… Okul formasıyla okula gitmesi gereken Ayşe’nin evlenmesi bile sırayla değil. Bunları nasıl hiç duymamış gibi yapıp aniden bir orada bir burada olabiliyorsunuz? Beyaz gelinlik giydiriyorsunuz sonra beyaz kefene mecbur bırakıyorsunuz. Bunlar böyle değil. Bunların hiçbiri doğru değil. Kötü şeylerin hepsi aniden oluyor, kazalar, intiharlar… İyi şeyler de birdenbire olur demeyin ne olur. O kadar çok iyi bir şey görmemişiz ki hepimiz hayatımızda olan iyi şeyler aniden geldi sanıyoruz oysa sabırla, duayla, şükürle olmadı bunlar? Önce mizan sonra evan değil mi? Önce inanç sonra iman değil mi? Önce sağ sonra sol değil mi? Önce “Oku” sonra “Rabbi'nin adıyla” değil mi?


Sayılar sırayla değil mi? Mevsimler, tepkimeler, fizyolojik binbir çeşit şeyler... Ya manen içimize giren vesveseler onlar bile sırayla süzülüyor bedenin içine. Önce dil ile ikrar sonra kalp ile tasdik demiyor mu?


Sevdiğim çoğu şeyi de sırasız kaybettim. Küçüklüğümde bebeğimle oynamam gereken zamanda benden alınıp yakılınca şimdi bunun sırası mıydı dedim. Çünkü 5 yaşında da biliyordum benim sıram çocuk olmaktı; önce o alınıyor elden sonra da erken yaşta ya kalem veriliyor ya da kaşık.


Okuman gereken yaşta okumadığın için bükülüyor belin, konuşman gereken zamanda konuşmadığın için şimdi tutmuyor dilin. Oysa sırasıyla her şey nasıl güzel. Bahar vaktinde güzel, kış sonbahardan sonra güzel. Zamansız gelen hiçbir şeye hazırlıklı olmuyor yüreğim.


Kaybettiğim her acının bana sürpriz olduğunu anlıyorum, o zamanlar giyemediğim kıyafetler içimde kalıyor mesela, onların sırası 20li yaşlarımmış diyorum. Çok sık sarılamıyorum sevdiklerime, keşke çocukluğumda daha sık sarılsaydın anne, diyorum. Gittikçe çekilmez bir insan oluyorum, eleştiriyi demek ki zamanında kabul etmemişim ki hayatımda ona sıra bile vermiyorum. Sıram abla olmak ama abla olmayı kaybetmişim gibi sokuluyorum erkek kardeşlerime. Hastanede sıra beklemekten sıkılmam veya fırından çıkan sıcak ekmek kuyruğu benim için ideal olan; çünkü kendi hayatımda sıraya sokamadığım her şeyi mükemmel yanımla halletmeye çalışıyorum, sıraya girerek. Oysa sırasıyla gelenleri de kabul etmemişim şimdi ölümün sırasından korkuyor ninemi seven yanım. Bir tek onun sırasını sevmiyorum.


Sırası ile gelmesini beklediğim ölümün baharın gelişiyle çatıdan geçen leylek sürüsüne benzetiyorum. O hikâyede anlatılan her eve bebek bırakan leylekler değil bunlar, bunlar her bahar gelişinde çatıdan tepemize müjdeli haberler getiren leylekler. Onlar bile sırayla geliyor bozmuyorlar sanatlarını, sıralarından bir sanat doğuyor. Nasıl olmaz sırası?


Zamansız çalmasın kapılarımız, zamansız bitmesin kavanozdaki salçamız. Ekmek var sanıp oturmayalım sofraya, kuyruğa girilsin fırında. Önce sevelim mesela. Sevilmek sırasını beklesin çünkü sevmeyi bilmeyen kimse sevildiğinden de emin olmuyor ya. Ama parkta sırasını bekleyen çocuk olmayalım hiçbirimiz. Çünkü o sıra hiç gelmiyor.



Merve Nur ŞANLI

4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Dönüş