Makar Nina


Markete gidilecekti. Kapıyı kilitledi, kontrol etti. Düğmeye bastı, asansör geldi. İçinde konuşmayan, rahatsız edici melül ve ımsık olarak tarif edilebilecek bakışlarıyla insanı taciz eden gözlüklü dayıya rastladı. İstediği takdirde çabucak iletişim kurabilirdi fakat bugün pek konuşası yoktu açıkçası. Melümsık dayıyla, amiyane tabirle mal mal bakıştı, asansör kapısının kapanışını bekledi. Diğer asansör de te yedinci kattaydı, beklemek istemedi. Hızlı adımlarla aşağı indi, demir kapıyı açtı ve şakkadanak bıraktı. Apartman yöneticisiyle karşı karşıya geldi. İlk karşılaştıkları andan beri yıldızları pek barışmıyordu. Kendisine vakti zamanında yapılan çıyanlıkları unutamıyordu. Hayatta en ifrit olduğu şeylerden birincisi, yabancı saydığı kişilerin kendisiyle direkt bir göz teması kurmaya çalışmasıydı. İnsanların ahlaklı olup olmadığını, bu fiili icra edip etmediklerine göre anlıyordu. Yönetici, onun için kolay lokmaydı ama şiddet yolunu tasvip etmemekle birlikte, bu yola başvurmaktan imtina ediyordu. Bürokratik birtakım işlemlere sebep olabileceğini öngörüyordu. Birkaç gününü yiyebilme potansiyelinin yanında, ana dilimizi dahi doğru düzgün telaffuz edemeyen birtakım hırbo akrabaları ile muhatap olma isteğinden oldukça uzaktaydı. Bu kadar uzun süren bir zaman kaybını ve meram anlatma merasimini de göze alamazdı. Sabırlıydı, hedefine doğru yol almaya başladı. Anlamsız ve amaçsız gezenlerden pek hazzetmediği gibi, kendisi de bu zaman kaybını sıklıkla tekrar etmekten hoşlanmıyordu. Atom parçalamıyordu ama ‘’Sisters Of Mercy’’ ve ‘’Fields of The Nephilim’’ şarkıları eşliğinde yeni dökülmüş zift misali kara bir kupa filtre kahve içerken hayallere dalmak onun için pek boş bir eylem değildi. Bunları düşünürken irkildi ve karşıdan karşıya geçmesi gerektiğini hatırladı. Dikkatli olmalıydı. Ana yol, kendi menfaatleri uğruna masum insanları ezmekten zevk alacak şoförlerle doluydu. On dakika kadar bekledikten sonra nihayet karşıya geçebildi. Sahibini gezdiren bir pitbull gördü. Şüphesiz ki pitbull, kendisini kendisinden çok andıran maskesiz ve tasmasız sahibinden fazlaca akıl sahibi bir varlıktı. O, kuvvetinin kontrol edilmesi gerektiğinin bilincinde olduğu için tasma takmaya razı olmuştu, hayvan demek ona hakaretti. Bizleri de zapt etmesi gereken göze görünmez tasmalar vardı; adı bazen kanun, bazen örf, bazense başka bir şeydi; fakat burada kimse, işlerine geldiği zamanlar haricinde de tasmalar takmazdı. Markete biraz daha yaklaşmasına müteakiben evsiz teyzeyi yine gördü. Geçen gün mahallenin piçlerinin, kadının çantasını tartakladıklarını duymuştu. Üzülüyordu; zalim de mazlum da insan başlığı adı altında toplanıyordu. Durdu, biraz düşündü. Sorunların kökünden çözülmesi gerektiğini her daim düşünürdü, fakat nasıl olacağını havsalası alamazdı. Belki de tek yapması gereken elinin uzanabildiği yere, elinin uzanabildiği kadar yardım etmekti. Teyze bilmeyecekti ama günün birinde insanlar teyzeyi bilecekti. Markete gelmişti. Marketin sloganını kafasında ‘’boktan mâmûl ile pâyende satış’’ olarak kodlamıştı. İki kapı arasındaki boşluğun, üç harflilerin portalına benzetildiği şaka aklına geldikçe maske altından kendi kendine kıkır kıkır gülüyordu. Market arabasını aldı, reyonlar arasında uygun fiyatlı ürünler bulmak maksadıyla mekik dokumaya başladı. Zaten, ancak reyonlar arasında mekik dokuyabilirdi. Bugünlerde ekmeğe ve makarnaya mecburi bir temayülden olsa gerek herkes gibi yusyuvarlak olmuştu. Makarna reyonuna geldiğindeyse derin düşüncelere gark etti. Makarna paketlerinin hepsini sepetine stoklayan bir nineye tesadüf etti. Biraz düşündükten sonra üstat Gogol’un ünlü hikayesi ‘’Makar Çudra’’ aklına geldi; ninenin adı artık ‘’Makar Nina’’ idi. Hak edenlerle kafa bulmakta bir beis görmüyordu. Hastası; garibi, miskini vardı. O, bazı stokçuların aksine hep elli liralık alırdı. Alışverişini bitirdi, iki üç parça bir şeyle kasaya doğru yöneldi. Kasiyerin kolundaki faça izleri; kırmızı dövmeler ve balta girmemiş amazon ormanlarını andıran kıllar Kafkaesk bir metamorfoz geçirmiş, peçete bulacak vakti olmadığından koluna sürdüğü sümüklerle de birleşmesiyle adeta grotesk heykeller benzeri bir tablo meydana getirmişti. Her zamanki gibi, çalışana beş dakika bile mola vermeyen düzene yalnızca içten içe lanetler yağdırmakla yetinebildi. Çıkarken kasiyere iyi akşamlar dilemeyi de ihmal etmedi. Böyle şeylere dikkat ederdi. Durdu, avare avare sağa sola bakındı. Bu dünyada onu büyüleyebilen tek tük güzelliklerden biri olan, gri apartmanların doğurduğu kızıl güneşe rastladı. Hayatta olduğu için Tanrı’ya tepeden tırnağa tüm hücrelerinden derin bir şükran hissi yükseldi…


Zeki Berkay ÖZKOL

2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör