Haberci

Kalburüstü zamanların ışıksız habercisi,

Hoş geldin.

Hoş geldin yuvana, hoş geldin karanlık yüzlerin yoluna.

Sen geldin gündüzler kısaldı; aile oturmaları, nine sohbetleri hep geceye

Hep geceye kaldı.

Sen geldin portakallar doluştu eve, taze ıhlamur, taze nane.

İçimi çekince hastalıklar azaldı, sen geldin içini çekti mevsimler

Çuval çuval kestane hikâyeleri, dizildi köşeye, sen geldin haberci.

Yanan yürekler, ağlayan gözler ellerindi, eller bana sevgiyi yâr etmedi.

Hoş geldin.

Bir sıra dizilmiş kuru biber, fincan dolusu leblebi.

Hepsini sen getirdin, yazdan çıktın gönüllerin kışına yetiştin.


Kırık vazo, yarık baston.

Senin ellerinle hayat onların boynuna dolandı.

Dizilmiş, dizilmemiş.

Kırılmış, kırılmamış.

Üç tepelerin hikâyesi koltuk tepesinde oturan ihtiyarın sadece hatırında kaldı.

Sen geldin düzen oturdu, isyan dindi, savaş bitti.

Sen geldin, sofra kuruldu, çay demlendi, çorba pişti.

Perdeler güneşi süzdü, evimiz ısındı.

Annemi aradım odalara, babamı aradım tarlalara, kardeşlerim.

Bir kedi belki kaybetmiş ailesini, ıslak gözleri, titreyen kuyruğu.

Sürmeli gözlerle seziyor gurbetliğini.

" Turnalar yüksekten uçar, bir kediye turna adı konulmaz."

Sen geldin kediler turna oldu, çocuklar yaşlandı.

Ağaçlar tek bir ses konuştu.

Yazmazdım, yazmaya mecbur bırakıldım.

Yazmadım, yazmaya yemin ettim.

Kulağım yine yenik düştü acıyan yaraya, bağırışa, kargaşaya.

Kalem kelamla buluştu, turnalar yüksekten uçtu, kediler kalabalıkta kayboldu.

Sen geldin ben yazdım.

Kalburüstü zamanların ışıksız habercisi.

Sen gelince dünya devrildi, devran döndü.

Ben de yazdım.



Merve Nur ŞANLI

4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Vira

Keşkeler