Esenlik Bildirisi Çözümlemesi

1973 yılında yayımlanan bu şiir baştan sona bir başkaldırı şiiridir. Sertliği ve isyanını ilk dörtlüğün bitimindeki “öcalmanın” kelimesi ile açıkça okura göstermektedir. İsmet Özel’in her şiirindeki bu "isyan" olarak yorumlanabilecek sert duygular eleştirdiği mevzuların izleridir.


Şair, bu hayattan memnun değildir ve onu eleştirir. Dilinin sivri olması onun tercihi olduğu kadar karşı etkiye gösterdiği bir tepkidir. “Sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin” demesinin ve bu sertliğinin sebebi, faşizmin de hoyrat ve can yakıcı olmasıdır. Şair, gösterilen etkiye hiç korkusuzca tepkisini her dönem şiirlerinde vermekten geri durmamıştır. Buradaki eleştiri ve “öcalınması” gereken mevzu ise Modernizmin yarattıklarıdır.


İsmet Özel, şiirlerinin başlıklarına ayrıca önem veren bir şairdir. Güçlü kelimeler, şiiri anlatan esaslı cümleler, şiirin bir parçası vb. şiir başlıklarını sık sık görürüz. Onun şiirlerinde şiiri anlatmayan hiçbir kelime şiir başlığına dahil edilemez. Yazdığı şiiri neyi anlatacaksa veya neyi anlatmışsa şiirinin başlığı da onunla bağlantılı olmalıdır. Hiç bağlantılı olmasa bile bir kopya, bir ipucu vermelidir. Bu verilerle şiirin başlığına bir daha bakınca iki kelime ile karşılaşıyoruz: Esenlik ve Bildiri.


Esenlik; esen olma durumu, sağlık, afiyet, sıhhat, selamet, hastalık karşıtı olarak geçmektedir. Bildiri ise; resmî bir makam, kurum veya resmî olmayan bir örgüt, topluluk tarafından herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazılan yazı, tebliğ, deklarasyon, manifesto anlamlarına gelmektedir. Bu durumda şair, kurtuluş için bir manifesto kaleme almıştır. Esenliğe erişmek için gerekli olanları teker teker sayacağını varsaymamız gayet içtendir ki bölümlerin dörtlüklerden oluşması dahi bunu veren ince bir ayrıntıdır. Şiire belirli bir düzenin hâkim olduğunu buradan bile anlamak mümkündür.


İlk dörtlükteki şehir vurgusu ile şiire başlıyoruz. Şehir, modern toplumun genel ağırlıkta yaşadığı yerleşim yeridir. Bu yerleşim yerleri zamanla insanı kendine dahi uzaklaştıracak bir yalnızlığa itmeye mecbur etmiş ve böylelikle sahtelik, ikiyüzlülük ve yine sahte bir tenhalık daha popüler bir konumda durmuştur. Modernizmin doğuşu ile insan sahteliğe sarılmış, aksi takdirde kendini daha yalnız hissetme eğilimiyle karşı karşıya kalmış ve neticelerinden hiç hoşlanmamıştır. Görünmeyen toplum kânunları tarafından da bu herkesçe bilinir fakat aşikâr edilemez. Çünkü kişi, buna kendini en az karşısındaki insan kadar muhtaç hisseder ve böylece düzenbazlık gün yüzüne çıkmadan insan ilişkileri devam eder. Şairin şehir vurgusundaki ön eleştirisi de budur.


Ardından şehrin hareketsizliğine değinilen “buhur kokmuyorsa” kelimeleriyle bu sahteliğin aynı zamanda şehirlerin insanları hareketsiz kıldığını, olması gerekenlerin değil sistemin istediklerinin olduğunu ve bir tek tipleşme olduğunu anlatmaktadır. Şöyle ki; urganın hammaddesi kenevirdir. Urganın satıldığı yerde kenevir satılmazsa yani hammaddesi, özü olmazsa hazırı olur ve sürekli hazırı satılırsa da özünü kaybeder. Oysa her insan farklı fıtratlardadır. Şart kipine(-sa) rastladığımız ikinci dizede de "kandil" ve "buhur" kelimeleri ile ruhanî bir çağrışım yaparak toplumun renklerinin tek tipleştiğini, yavanlaştığını söylemektedir. Yağan yağmur, toprakları ıslatarak veya çamurlaştırarak ortadan kaldırır fakat yağmurun betondaki hareket alanı sınırlıdır. Sadece akacağının en son yerine kadar akar ve yalnız birikintiler hâlinde kanalizasyona iner. Yaşam yerlerinin bunca betonlaşmasına karşın insanların bu ”şehre” artık karşı gelmelerini istiyor şair. Şehrin, insanların yaşam yerinden ziyade şairinin isyan ettiği karşıt görüşü temsil eden bir figür olduğunu dörtlüğün sonunda daha iyi anlıyoruz. Kapitalist bir düzenin toplumu getirdiği maddi ve manevî bir durumun çözümünü şimdilik öç alınmak ile başlatıyor ve devam ediyor.


İkinci dörtlükte duyguların sahteliğine değiniyor ve onların ticarete karşılık geldiğini söylüyor. Bu hâliyle söylenen şiirlerin de sahte olduğunu söylüyor. Ondan önce gelmişlerin, bu bilinçle yetişmiş şairlerin velhasıl bu fikir ile duyguları paketlenmiş kişilerin, gökyüzünü bile kışkırttıkları şiirlerinin sahteliğinden dem çalıyor. Her devirde bu tarz isimler varolmuştur. Şair, burada o güzelliğin gerçek olmadığını, yazarın asıl derdinin başka olması gerektiğini söylemektedir. Ardından öç alınacak başka bir olgu olan, gazetelerin tutukladığı dünyadan bahsediyor. O dünyanın, gazeteler karşısında hemen kendini koyverdiğini ve mücadeleden vazgeçtiği için tutuklandığını söylemektedir. Bundan dolayı, şiir ile oyun oynayanlardan ve hemen vazgeçen dünyadan da öç alınmalıdır.


Hayatın yegâne gerçeği olan ölümün geldiğini ve bu ölüme karşı insanların saygısızca davrandığını söylediği diğer dörtlükteki düşman ise insanların durağanlaşmış zihnidir. Duyguları ölen insanın, zihni de ölmüş ve her şeyi normal karşılamaya başlamıştır. Her şeyin normale indirgenmesi ise normal dışındaki durumların da normal karşılanarak iade-i itibar ile karşılaşamamasıdır. Bunun neticesinde ölüm bile beynin babacan tavrıyla geçiştirilir. Bu zekâ, şaire tiksinti veriyor. İnsanın adını koyamadığı bir duygu olan tiksinti, ne bir öfkedir ne de o öfkenin kalıntısı olan üzüntüdür. Tiksinmek, iğrenç olana verilebilecek bir tepkidir. Zekânın bu muamelesi babacan sıfatını alsa da ölüme karşı saygısız olduğu gerçeğini değiştirmez. Şair, normal hayatımızda olan iyi kelimeleri kullanarak aslında modernizmin nasıl ”mış” gibi yaptığını göstermeye çalışmaktadır. Sistemin reklamlarının karanlık yüzlerini bizlere göstermektedir. İyiymiş gibi gösterilen her şeyin altından iğrenilecek, bir tiksinti doğuracak sebepler çıkacaktır. “Yalnız kalbiyle bakabilirse doğruyu görebilir insan” Devam eden dizede sözlerin yavan, kardeşlik adı altında söylenen şarkıları ise sıkıştırılmış, zoraki birer unsur olarak görmektedir. Sahtelik vurgusu gittikçe yukarıya çekiliyor. İsmet Özel için her zaman nadide bir kelime olan çocuk, şiirlerinde özellikle masumiyeti bakımından var olur. Şehirdeki çocukların birdenbire büyümesi demek, masumiyetlerini çok erken kaybetmeleri olarak yorumlanabilir. Günah ve/veya kötülük ile erken tanışarak büyüyorlar ve çocuk sıfatını birdenbire taşıyamaz hâle geliyorlar.


Diğer dörtlükteki yargı, bohem yargının gün yüzüne çıkarttığı bir özelliktir. Acı, çekilmesi gereken bir olgu olarak gösterilir. Ruhun fiyakasıdır demesinin bir sebebi de, bir bakıma acıya bunca düzülen övgülere bir ironidir. Acının insanı olgunlaştırma gibi bir görevi esasında yoktur. Dolayısıyla böyle bir yargıya varmak saçmadır ama toplum içinde, toplum ahlakında bu görüş kendine yer bulmuştur ve hatta insana bu acı karşısında susması öğütlenmiştir. Burada eleştirilen toplum anlayışından ziyade, toplumun kullanılış biçimidir. Kapitalist sistemi şiirsel bir bildiri ile eleştiren şair, burada da bunu yapanın aslında sistem olduğunu “adına çıdam” denir diyerek veriyor. Devamında da susulunca insanın hayatının siyaha, karanlığa döndüğünü söylüyor. Bir nevi ölümü gerçekleşen insan (karamsarlıktaki insan) için bu aslında öç almak için bulunmaz kaftandır. Şair de bunun için gür ve bereketli buluyor bu karamsarlığı. Felaketlerin iyi durumlar doğurmasına da ufak bir gönderme diyebiliriz.


Son dörtlüğe ise güçlü ve gür bir hitap ile başlıyor. Vandal, buradaki anlamıyla değerbilmez kişi olarak algılanabilir. "Görün ki alkışlanasın"’dan kastı ise sistemin bir sihirbaz gibi işlediğini, onu göremediğini fakat bir yerlerde var olduğunu anlamasından ileri gelmektedir. Meydana çağırıyor ve çiçekleri ezerek kendisine canavar dedirtmesi gerektiğini ve haksızlık ederek de herkesin aslında onun haksız olduğunu görmesini söyleyerek onu bizzat düşman olarak gösteriyor. Herkesin onu görmesi için onu çağırıyor fakat çıkmayacağını da bir yanıyla biliyor. En sonunda ise yaşamanın bir rüya olmadığını varsayarsak ondan da öç alınmalıdır diyerek şiirini sonlandırıyor. Çünkü hayatın bu şekilde devam etmesinin zor ve manasız olduğunu çok iyi biliyor.


Şairin modernizme açtığı bu savaş “öcalmak” kelimesi ile başlayıp o kelime ile bitiriyor. Öç almak, karşılığı olan bir kavramdır. Kendilerine yapılanların karşılığını almak, kısacası intikam almak ile bağlantılıdır. Toplumun geldiği bu ruhsuz, kasvetli ve sahte durumu sistem yaratmıştır. Şairin görevi de toplumun, sistem karşısında sağlığına erişmesi için onları uyarması ve hatta harekete geçmelerini işaret etmektir. Dörtlükler belirli bir düzene karşı belirli bir düzen teşkil etmesi bakımından tercih edilmiştir. İsmet Özel öcalmak istediği toplumu bu şekilde yermeyi uygun bulmuştur. İnce ve yumruk gibi bir sitemle...


Mustafa ÖZGÜL

4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör