top of page

Dönme Dolap İncelemesi

"Nerden niçin mi geldim

Bilmeden bir şey diyemem, ya siz?

Hem hiç önemli değil

Geldim, yer açtılar, oturdum

Girip çıkanlar vardı

Zaten ben geldiğimde.


Başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi

Gülüşler öpüşler ne bileyim hepsi

Doğrusu anlamadım bir düğün dernek mi

Sonra da kimileri düşünceli, durgundu

Gidenler neye gitti doğrusu anlamadım

Zaten ben geldiğimde.


Bir lunapark mı bir konser bir gösteri

Bilmem pek anlamadım önüm kalabalıktı

Sıkıştığım yerde vakit çabuk geçti.

Bak dediler baktım pek bir şey göremedim

Hem her yer karanlıktı

Zaten ben geldiğimde.


Benim tek düşüncem büzüldüğüm kösede

Nasıl çekip gideceğim kalk git dediklerinde

Çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele

Kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan

Az mi söylendilerdi şuracığa ilişirken

Zaten ben geldiğimde."


Behçet NECATİGİL

Dönme Dolap ilk yayımını 1960 yılında Türk Dili dergisinde yapmıştır. Bu şiir, şairin ustalık dönemi diye adlandırdığımız, kendine has üslubu ile “hasret burcu” olarak nitelediği döneme adım attığı şiiridir. Şiir, dört farklı bentten oluşmakla birlikte hep aynı noktada birleşiyor. Her bendin sonunda “Zaten ben geldiğimde” dizesinin tekrarını görmekteyiz. Sürekli bir şekilde geldiğinin tekrarını yapması bizi bendin tamamlayıcılığından çok, şiirin başlığına götürüyor. Nedir dönme dolap? TDK’ye göre; Eğlence alanlarında, bir eksen çevresinde yukarıdan aşağı dönen ve oturma yerleri olan eğlence aracı. Burada dikkat edilmesi gereken kelime: Dönen.


Şiir, lunapark teması ile bize sıkıntıyı, endişeyi, sıkışmışlığı vermektedir. Kelimelerle (büzüldüğüm, sıkışık, kalabalık), şiirin genel anlatımıyla bunu başarmıştır. Fakat Behçet Necatigil’in asıl ustalığı burada gün yüzüne çıkmaktadır. Şiirin bilinen ile asıl (gizlenen) anlamı başkadır. Dikkat etmemiz gereken kelime, “dönen” kelimesiydi. Hatta "bir eksen çevresinde dönen" tabiri kendi başına ele alındığında bize bir dönme dolabı değil Dünya’yı anımsatmalıdır. Bu manaya eriştikten sonra şiirin gerçekliği zihnimizde daha iyi nüfuz edecek ve şiirin iki yüzünün de aynı kudrette olduklarını da büyük bir açıklıkla görebileceğiz.

Birinin sorduğu soruya bir karşılık vererek -önce şaşırıp daha sonra soru sorarak- başlıyor şiirine. Bilinmez bir şeyleri işaret ediyor. Zihnin hayatı tanıması, onu açıkça algılaması, beynin gelişimi bu bilinmezi yaratıyor ve ondan öncesini hatırlayamıyoruz. Bir başka anlam ise yaratılış olabilir. İnsan, nasıl yaratıldığını bilmez, inanır. Tüm bunlara karşın şair bunları değil şu an da var olduğunun tüm bunlardan daha önemli olduğunu söyleyerek devam ediyor. “Girip çıkanlar” kelime grubu demin açtığımız kilitten dolayı artık daha manalıdır. Girenler, doğanlardır; çıkanlar, ölenlerdir. Bu bent, kelime sayısı olarak oldukça kısırdır. Çünkü şair, bir şeylerin yeni farkına varmaya başlamaktadır ve farkına vardığı ilk durum da hareketliliktir. Bir soru sorulmuş ama şair bunun bilincinde olmadığı için cevap verememiş, sorduğu soruya da cevap alamamıştır. Cevap almak için sorduğu birisi de yoktur. Çünkü şair bizimle konuşmaktadır ve cevabımızı tahmin edebildiği için bu cevapların önemsizliğini hemen ardından vurgulamıştır.

Bakmaya devam ettiğini “başka şeyler” ile belirtip devam ediyor. Ekmek, su, gülüşler ve öpüşler burada hayatın kısa kesitleri gibi karşımızda durmaktadır. Ekmeği ve suyu kullanmasının sebebini, insanoğlunun var olduğundan beri temel iki ihtiyacını temsil etmesi için orada durduğunu sanıyorum. Ekmek en kaba tabiriyle yiyeceği anlatırken, su apaçık bir şekilde kendisiyle anlatılmaktadır. Bu iki tabirden sonra gülüşlerin ve öpüşlerin gelmesi pek tesadüfî gelmiyor. İnsan temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra sevgiye, saygıya, estetik olana yönelim göstermektedir (Bkz: Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi). Necatigil, önce ekmek ve su ile temel ihtiyaçları, sonra gülüşler ve öpüşler ile sevgiyi ve en sonunda düşünceli ve durgun olması münasebetiyle de kendini gerçekleştiren insanları sırasıyla görüyor. Kişinin bunu görmesi için de o basamakları teker teker çıkması gerekmektedir. Bu bent, şairin hayatının evrelerini yer yer anlattığı yerdir. Basamakları yavaş yavaş ve sorular sorarak çıkıyor. En sonunda ölenlerin neden öldüğünü ya da nereye gittiğini anlamadığını söylüyor. Burada insanın yokluk ile karşılaşması söz konusudur. İnsan en açık şekilde ilk yokluk düşüncesiyle, ölüm alakasına kavuşur. İlk karşılaşmada insanın mana havuzunu doldurup taşıran bu yokluk düşüncesi (ölüm), idrakinin üzerindedir. Bu dizede belirtilen ince detay budur. Şair, bu yokluğu anlayamamaktadır.

Dünyanın ve bu niyetle de hayatın ne derece kalabalık ve gürültülü bir yer olduğunu “lunapark, konser, gösteri” kelimeleriyle fark ettiren şair, aynı zamanda önünün de kalabalık olduğunu söylüyor. Üçüncü bendin üçüncü dizesi hayatının kısa özetidir. Bu konuma iliştirilmesi yine tesadüften çok bilerek yapıldığını gösteriyor. Kendisinden önce gelenlerin önünü kapaması ve ona bakması gerektiğini söylüyor fakat karanlıktan dolayı bir şey görünmüyor. Bu karanlığın da iki sebebi olabilir:

1. Karanlık, yokluğun işareti olarak pek çok eserde kullanılmıştır. Şair, yokluğu daha çok ve daha net hissetmiştir. Bundan dolayı bakılması istenen yerde bir şeyler görememiştir.

2. Şair, bakılması istenen yere kalabalıktan sıyrılıp gelene kadar gece çökmüştür. Gösterileni bundan dolayı görememektedir.

İlk bentte sadece gelmiş olduğunu önemseyen şair, son bentte sadece nasıl gideceğini düşünüyor. Doğum ve ölüm olgularının arasındaki hayatın önemsizliğini ve kendince düşünülmesi gerekenin de bunlar olduğunu söylüyor. Büzülmek, gittikçe yaşlanan bir vücudun yansıması gibi karşımızda durmaktadır. Fiziksel olarak küçülmeye başlayan insanın tasvirini tek kelimeyle yapıyor. Bu hayattan gitmeyi “sıkışık sıralardan çıkmak” olarak algılaması şiirin en can alıcı yerlerinden biridir. Düşünceli, sade bir insanın ardından neler söyleneceğini merak etmesi olağan bir davranıştır. Bunu aktarırken derin anlamı da güçlendirmesi bu şiirin gücünü ortaya koyar.

Behçet Necatigil, hayata başka türlü bakmayı öğreten bir şairdir. O kadar ki, yaşantı ve hayat onun için farklı iki kavramdır. Şiirlerinde de bu ikiliği ustalıkla kullanmıştır. Bu özelliğin oturaklı örneklerinden biri olan Dönme Dolap şiiri de, şair için hoş bir dönüm noktasıdır.


Mustafa ÖZGÜL

2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Yazı: Blog2_Post
bottom of page