Dönüş

Her zaman gidip geldiğim bir şehre yolculuk için otogardayım yine. Tatil dönüşünde olan öğrenciler ve memurlardan ötürü her zamankinden daha kalabalık bütün peronlar. Gülenler, sarılanlar, ağlayanlar...

Bir yere gitmek ve bir yerde kalmanın tarifsiz duygusuyla bezenmiş herkes. Etrafta peçete satan birkaç çocuk var. İki tanesini geri çevirdim ama üçüncüsüne aynı şeyi yapamadım. Bu ona bir iyilik de değil kötülük de. Yalnızca kayıtsız bir çaresizlik, hem benim hem onun için. Her ne kadar bu yolculuklara alışmış olsam da, birbirine sarılıp ağlayan insanları görünce içimde bir yerler yoklandı sanki. Bir şehre gitmenin ya da oradan dönmenin verdiği his biraz da oraya duyulan bağlarla ilgili. Yaşadığımız yeri bizim yapan şeyler, gerçekten de orada yaşadıklarımız aslında. Böyle bakınca, birçoğumuzun doğduğu yer bir anda anlamını yitirebilir. Kötü yaşanmışlık olmasından değil, kendimizi oraya ait hissetmediğimizi fark ettiğimizden. Kafamın içinde bu uzun cümleleri kurarken beni kendime getiren ve derin bir iç çektiren şey, yan taraftaki yazıhaneden yükselen ses oldu. "Aşan bilir karlı dağın ardını." Adamın sesinden dünyaya düşen yalnızca bu kadardı.

Kendimizi hayatla ve yaşamın ta kendisiyle birleştiren birkaç saniyeye teslim olmak, kuşandığımız o mesnetsiz zırhları bir kenara bırakmak için en büyük adım aslında. Karlı dağın ardını aşan biliyordu yalnızca. Bizi biz yapan bütün olgular için yola çıkmamız şarttı. Nereye olduğunun bir önemi yok. Velev ki yaşadığımız evlerin bulunduğu sokaklar olsun. Oraya gitmek için de bir yolculuk gerek. O birkaç adımlık mesafede belki bir hayat bahşedecek bize yaratıcı. Bir saniye sonrasını dahi bilmemek bu yüzden güzel işte. Yaşam için gittiğini bilmeden yaşama gitmek. Hayat böyledir, nereye gitsen yaşamı kendinle sürüklersin, ölsen bile. Durup düşünmek, düşünmekle var olmanın tadını bilmek. Bir şeylere bakmak, bakınca görmenin tarifsiz hissiyle bezenmek. Kendimizi ve çevremizi duymak, duymakla anlamanın paha biçilmez duygusuna kapılmak. Her şey bir kenara, kendi kendimizi böyle bir noktadan sonra sonsuz bir yolculuğa itmek. Hep gidilir, kalsak da yolculuklar bitmez. Sarılmalar bitmez. Ağlamalar, gülmeler bitmez. Gözlenen yollar, uğurlamalar, giderken gözlerin içine son kez bakmalar ve söylemek istenilen asıl şeylerin o bir çift aynadan yansıması... Gitmek böyledir, kalmak da çok farklı sayılmaz. Beklediğini ve beklenileni gözlemek, insana bir sonraki yolculuk için güç verir. Düşünde tekrara alacağı görüntülerin netleşmesine yardım eder. Yaşamayı sevdirir belki. Belki uzak bir geleceğe doğru yüzümüzü çevirir. Gidilen yerlerden dönmek hep mümkündür. Zor olan, aynı kalarak dönmeyi başarmaktır. "Oraya" diye tabir ettiğimiz gidişler ve dönüşler, ağrıyan yerlerimizin arasında sıkışıp kaldığından, yolculuk hep geriye doğrudur. Aynı sarılmayı çok kez tekrar etmek, aynı gözlere bakmak ve aynı tebessümü yaşamak adına, hep o ayrılık anına getirir bizi her yolculuk. Hep gidilir, kalsak da yolculuklar bitmez. İnsan, aslıyla arar ve yola koyulur her zaman. Bütün saflığı ve çıplaklığıyla atar adımını. Doğum da ölüm de çıplak ve saftır. İkisi arasındaki ise uçsuz bucaksız bir yolculuk ve ikisi de bir başlangıç. Küçücük saniyelerin içinde yaşıyor olsak da her şey baki. Oturduğum otobüs koltuğunda gözlerimi kapatıp son düşündüğüm şey bu oldu. Nereye gittiğimi biliyordum fakat bilmemeyi isterdim, çünkü bu daha cezbedici. İnkâr edeceğimiz hiçbir şey yok. İnsan, bilinmezin ve ulaşılmazın ardından gitmeyi her zaman daha çok sevmiştir. Bu yüzdendir başlangıcımızı ve sonumuzu her an düşünüyor oluşumuz.

Kendimizi atlamadan, bütün yaşadıklarımızın aslında dünya üzerinde benzerinin ya da aynısının yaşanmayacağını unutmadan yolculuğa devam etmek dileğiyle...

İlayda KALKAN

4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Sırasıyla