Bir Tuhaf Öfke Meselesi -3-

Bugün cumartesiydi ve yarın işe gelmeyecektik. Bir gün de olsa dinlenmek insana iyi geliyordu ama fazla dinlenmek de insanı tembelleştiriyordu. Bugünkü işimi erkenden bitirmiş, iş kıyafetlerimi annemin verdiği beyaz bir market poşetine koyduktan sonra dışarıya geçip ustamın işi bitirmesini bekliyordum. Beni eve o bırakacakmış. Gerçi arabası, motoru bir şeyi yoktu ama ustama karşı gelmek de istemiyordum. Babam sıkı sıkı tembihlemişti ustam ne derse yapmam gerektiğini. Ustam, babam yanımızdan ayrıldıktan sonra “eskide kaldı onlar, hem bir insanın her dediğini, kim olursa olsun yapmamak lazım” demişti ve gülüşmüştük. Ustam, dükkânın içinde kendi kendine konuşarak benim de duyacağım şekilde arabanın tekerleğini değiştiriyordu. Kaportacı Ercan’ın arkadaşıymış arabanın sahibi. Arabayı bırakır bırakmaz ustama selam verip araba için ne istediğini söyledi ve hemen yan dükkândaki Ercan abinin yanına geçti.


-Sonunda bitti be Aziz. Sen biraz bekle. Ben üstümü değiştirip geliyorum.

-Tamam usta.


Ustam içeriye doğru gitti ve mutfakta üstünü değiştirmeye koyuldu. O sırada Ercan Abi ve arkadaşı yanıma doğru geldi. Büyük ellerine ufak kaçan çay bardakları avuç içlerinde adeta kaybolmuştu. Özellikle Ercan Abi’nin eli benim yüzümden bile büyüktü. Omuzları epey genişti ama göbeğinden hep hayıflanırdı. Kilo vermesi için koşmasını söylerdik ona, hiç değilse yürü derdik. “Kim uğraşacak” diyip geçiştirir ve bir müddet sonra göbeğini elleriyle kavrar ve “ne yapacağız seninle” derdi. Orada kim varsa kahkahayı basardı o zaman. Yine göbeği önde, arkadaşı arkasında yanıma geldiler. Bize de çay getirdiklerini gördüm ve oturduğum sandalyeyi onlara vermek istedim ama Ercan Abi müsaade etmedi. O büyük ellerini omzuma koyarak buna mâni oldu. Çayları masaya bırakıp, dükkânının büyük kapılarını tüm kuvvetiyle kapattı Ercan Abi. Ellerini birbirine vurarak ellerine bulaşan kiri havaya havale ettikten sonra bana döndü.


-Tekerler tamam mı Aziz?

-Tamam abi tamam. Ustam üstünü değiştiriyor, birazdan gelir o da.


Ercan Abi’nin arkadaşı bu dediğimi duyar duymaz yavaş yavaş dükkândan içeri girdi. Ercan Abi de arkasından birkaç adım attı ama sonra vazgeçip benim karşımdaki sandalyeye oturdu. Sandalye biraz gıcırdar gibi oldu. Hafif bir tebessüm ettim ama bunu ona belli etmemek için başımı çevirdim. Gömleğinin cebinden bir tarafı açık sigara paketinden uzanan bir sigarayı ağzıyla çekti ve sigarayı ateşledi. Sonra sigarayı bana uzattı ama ben elimle istemediğimi söyledim ve Ercan Abi ufak bir aferin verdi bu hareketime. Ben de bu hareketten yüreklenip birkaç gündür aklımı kurcalayan soruyu ona da sordum.


-Ercan Abi, Hazreti Ali kim biliyor musun? Hani şu yazıhanede resmi olan adam. Ustam bir şeyler söyledi de tam anlayamadım.

-Seni de mi Kızılbaş yapacak len bu adam. Tövbe Yarabbim. Peygamberin damadı olan Hazreti Ali işte. Büyük insandır ama kimisi ona peygamber hatta tövbe haşa Allah der. Onlara kulak asma sakın.

-Kızılbaş ne demek Ercan Abi?


O sırada ustam üstünü değiştirmiş ve arabayı teslim etmişti. Ercan abinin arkadaşı, arabayı çalıştırmış ve dükkândan çıkarak geniş sanayi yollarında bir iki tur atıp gelmişti. Sonra arabayı dükkânın üç dört metre ötesinde başlayan yolun başına ve dükkâna paralel bir şekilde bıraktı. İndikten sonra tekerlere baktı ve dudağını “iyi olmuş” der gibi büzdü. Tüm bunlar bittikten sonra Ercan Abi ustama dönerek hafif bir azar gibi sordu:


-Sen çocuğa neler öğretiyorsun len. Aziz bana Hazreti Ali’yi sordu demin. Teker değiştirmeyi falan öğret çocuğa. Şuncacık çocuğun ne aklını karıştırıyorsun?

-Onu biliyorum zaten Ercan Abi.

-Ne öğretiyor muşum Ercan? Çocuk kendisi sordu onu anlatıyorum. Yanlış bir şey mi demişim?

-Tamam biz de severiz Ali’yi ama siz tövbe haşa Allah yerine koyuyorsunuz be kardeşim.

Araya girdim:

-Siz kimsiniz usta? Biz kimiz?

-Allah yerine koyan kim Ercan? Ali’yi sevmek günah mı sayılır oldu? Çocuk merak etti anlattım. Sanki öcüymüş gibi saklıyorsunuz. Ali’nin kim olduğunu çocukların hangisi biliyor? Camilere çıkıp sövmüyorlar artık sadece. Yakında o da olur ya, olacağına bak sen.

-İyi de kardeşim, içki desen içersin. Haram denmiş kitapta değil mi? Şey de var, şimdi çocuk var söylemeyeyim. Anladın sen.


Ustam çayından bir yudum almadan sigarasını yaktı ve çenesi taş gibi oldu. Dişlerini sertçe birbirine vuruyordu ve bu duyuluyordu. Ustamı hiç bu kadar öfkeli görmemiştim. Büyük bir sessizliğe bürünmüştü. Onun bu sessizliğini tütününün yanan kâğıt sesi, içine çektiği ve üflediği duman sesi bozuyordu sadece. Ercan Abi kabahat işler gibi ustama bakıyordu. Benden ne saklıyorlardı, anlayamamıştım. Sanayii ölüm sessizliğiyle çalkalanırken ustam bu sessizliği bozdu.


-Arabanın tekerleri epey sağlam oldu. Yine bir sıkıntınız olursa yardım ederiz Aziz’le. Bu seferlik bunlar benden olsun. Haydi selametle.


Dükkânın kapılarını kapatma sırası ustama gelmişti. Ben de arkasına geçip yardım etmeye çalıştım ama o kadar sert ittirdi ki ustamın sırtına yapışıverdim. Elimdeki poşete baktı ve hazır olduğumu görünce elini omzuma kondurup yürümeye başladı.


-İyi akşamlar Ercan Abi.


Ercan Abi ile arkadaşı arabaya doğru hareketlendiler ve her zaman bizim yürüdüğümüz yol üzerinden giderken bu sefer ters yoldan dolanmaya karar vermişlerdi. Kabahat işlemiş gibiydi ama bu kabahatleri neydi? Senelerce gayet iyi geçinen, aralarından su sızmayan bu iki adam biz çocuklar gibi birbirine küsmüş müydü? Küsse bile neden küsmüşlerdi, anlayamıyordum. Ustam sinirden bir sigara daha yakar yakmaz çakmağı yere fırlattı ve çakmak yere düşünce patlayıverdi. Bizden uzakta olmasına rağmen bu olaydan epey korkmuştum. Korktuğumu fark edince ustam birden irkildi ve o sakin hâline büyük bir endişe ile geri döndü. Omzumu eliyle sıkıp bıraktı ve beni yumuşak sesiyle sakinleştirdi. Bu sefer hiç gevelemeyip sordum.


-Kızılbaş ne demek usta? Hem benden ne sakladınız orada?

-İnsanlar lakap takmayı seviyorlar Aziz. İnsan olarak kalmak istemiyorlar. Hazreti Ali’yi çok seven insanlara Alevi derler. Alevi demeyen de Kızılbaş der.

-Sadece sevmek yeter mi usta?

-Yetmez elbette Aziz. Daha fazlası da gerekir ama başta sevgi.

-Ne sakladınız benden usta?

-Sürekli ateşin etrafında dolaşan bir kelebek vardır bilir misin? Ona pervane derler. Bu pervanenin en önemli vasfı da kendini, sevdiğine feda etmesidir. Canını ortaya koyar yani senin anlayacağın. Mumun ışığına aşıktır ve hep onun etrafında döner. Ama en sonunda bu ışığın güzelliğine dayanamayıp ışığın içine atlar ve yaşamına son verir. Ercan abin bunu kast etti Aziz.

-Anlayamadım usta.

-Mumu söndürdüğümüzü söyledi ama mumu canımızla hep yaktığımızı göremedi oğlum.


Bunu dedikten sonra olduğu yere çöküp ağlamaya başladı. Ne dediğini anlamamıştım ama söyledikleri kalbimde bir yerlere isabet etmişti. Şimdi Ali’nin kim olduğunu daha iyi anlamıştım. Bunun için biraz acı gerekmişti ve biraz gözyaşı.



Mustafa ÖZGÜL

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör