Bir Öykü: Mavisel


Zaman kavramım yoktu, hiç olmamıştı. Nereden bilirdim onca yıl kınadığım bu kavramsız halime şükredeceğimi.

Elinde mavi bir balon vardı, sanki beni bekliyordu. Ben sanki onu bekliyordum maviye çalan bir sızının altında. Tanımadığım bir sızı. Saf bir sevginin doğum sancısıymış, ondan maviymiş. Saf ve masum bir sevgi doğarken gökyüzü açıla gelmiş, volkanlar sönmüş de maviye çalmış çarpışmamızda. Adın ne diyorum, “sanki bilmiyor musun?” der gibi bakıyor gözleri. İsmime yakın ismi, bir dağın diğer tarafında beklemiş beni. Ben beklemişim onu, mavi balonuyla beklerken. Ne tuhaf bir çarpışma. Renkler anlamını yitiriyor, mavilik siyahı eritiyor. Buharlaşan bir renk silsilesi büyüyor ve zaman akıp gidiyor. Sahi, her şey çok mu uzun sürmüştü aslında ve biz mi kısa sanıyorduk? Ya da her şey çok kısaydı da bizim bu bilmem kaçıncı hayatımızda karşılaştığımız sıradan fakat kadim bir an mıydı? Mutlu olmanın anlamsızlığı da mavinin içinde eriyor. Nietszche atın boynuna sarılıp ağlarken nasıl mutlu olduysa öyle mutlu oluyorum. Bir yerlere kaldırıyorum Schophenhauer kitaplarını, laneti üzerinden kaldırır gibi. Aynaya bakınca kim bu adam diyorum artık. Eski artıklardan sonra daha düzelmeyecek biri nasıl gülümsüyor şimdi? Çünkü mavisel bir yaklaşım var hiçbir filozofun tahmin edemediği. Tüm anlarım katıksız cinayetlere gebe. Geçmişin katili, mavi bir huzur kaplıyor bedenimi. Ölümüm bile bir gün mavi bir denizde olacak sanki. Mavi gökyüzünün altında onun mavi balonunu tutarak yine onunla gideceğim, yoksa ölsem bile bir şeyler yarım kalır. Zamansızlık ve mavilik alıp götürüyor beni, tersine çevirdiğim aynaların altında sarılıyorum kendime. Kendi yarım, bana çok benziyor. Ben ona benzerken gülümsüyorum. Zamanın sabırla savaştığı, tümseklerin birer birer aşıldığı bir yoldayım onunla. Hiç olmayan şeylerin hep var olduğu masmavi bir yolculuk huzuru bu.


Sefa DEMİROCAK
3 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör