Babil Şehzadesi -1-

Rivayet edilir ki Kudüs halkını yola getiremeyen Armiya peygamber onlara son uyarılarını yaparken Babil hükümdarı Nebukadnezar'ın Kudüs'ü ele geçireceğini ve Yahudilerin taşkınlıklarının (ilahi) cezası olarak onlara türlü eziyetler ettikten sonra yurtlarından süreceğini haber vermişti. Yalnız bununla da kalmamıştı. Kudüs şehrinin surlarından çıkıp şehri iyice gören bir mevkide durmuş ve dört tane kazığı kare olacak şekilde yere çakmış, Nebukadnezar'ın tahtını işte bu kazıkların üzerine kuracağını söylemişti. Elbette ona inanmayan Kudüs halkı taşkınlıklarından vazgeçmemişti. O gün gelip de Nebukadnezar Kudüs'ü kuşattığında her şey için artık geçti. Üstelik tahtını tam Armiya peygamberin çaktığı kazıklar üzerine oturtmuştu. Armiya Peygamber, onun yanına varıp da kendisinin peygamber olduğunu tahtını tam buraya kuracağını ilahi bilgiyle bildiğini, eğer inanmazsa delil olarak tahtını kaldırıp altına bakması gerektiğini ona bildirmişti. Nebukadnezar, tahtı kaldırılıp da Armiya Peygamberin çaktığı kazıkları görünce onun veli bir kimse olduğunu anlamış ve hikâyesini dinlemişti. Tabii hikâyeyi dinledikten sonra onun bu azizliğine karşı Kudüs halkının ona inanmaması Nebukadnezar'ı küplere bindirmiş ve onlara daha bir zalimane davranmıştı.


Buraya kadarını herkes bilir fakat bunun devamında aralarında geçen olayı ancak sınırlı kaynaktan elde etmek mümkündür. Hikâyemle alakalı olduğu için onu da anlatmadan geçemeyeceğim. Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu bilgiyi İstanbul üniversitesindeki dinler tarihi öğretmenimden öğrenmiş bulunuyorum. Kimselerin bilmediği bu bilgiyi bildiği için kendisini dünyanın en şanslı insanı varsayıyormuş, fakat sırrın altından kalkamamış olsa gerek, içini birine dökmesi gerekiyormuş ki o kişi de fakültenin -onun dediğine göre- en meraklı ve bilge öğrencisi olan ben olmalıymışım. Tabii benim, kendimi ondan daha şanslı hissetmeme sebep olan, aşağıda anlatacağım olayı yaşadıktan sonra onun dünyada bulunmayışına nasıl içerlediğimi ancak öyküyü anlattıktan sonra kavrayabilirsiniz.


Olayın devamına dönersem; Armiya Peygamber bu kuvvetli delil üzerine daha başka deliller ekleyip Peygamber olduğuna Nebukadnezar'ı ikna etmeye çalışmış fakat o, yalnızca bir dileğinin gerçekleşmesi (Bu da mucize sayılır) sonucunda tam olarak iman edeceğini söylemiş. Armiya Peygamber sormuş; "Nedir dileğin, söyle ki senin için Tanrıma dua edeyim?" Nebukadnezar, "Dünyada hiç kimsenin görmediği ve sahip olmadığı kadar güzel bir cariye istiyorum." demiş.


Onun bu sefil isteğini oldukça küçümseyen Armiya Peygamber yine de Tanrı'ya onun için dua edeceği teminatını vermiş.


Ertesi gün Nabukadnezar'ın yanına varan Armiya Peygamber bu akşam erkenden odasın gidip beklemesini ve birinin onu gece yarısında ziyarete geleceğini söylemiş. Onun emrine uyan Nebukadnezar, heyecan içerisinde erkenden odasına çekilmiş ve gece yarısını beklemiş. Yatağında uzanırkenbinbirr çeşit düşüncelerle oyalanmış, Peygamberin söylediği saate gelindiğinde, penceresine konan bir kuşu fark etmiş. Kapalı olan pencereden kuşun nasıl geçtiğine akıl sır erdiremese de bunun Armiya Peygamberin bir hikmeti olduğunu varsaymış ve gözlerini kuşa dikerek bir mucize beklemiş. Bir müddet olduğu yerde bekleyen kuş, bir haber gelmişçesine odanın ortasına uçmuş ve bir anda dünyanın, gelmiş geçmiş bütün kadınlarından daha güzel bir dilber oluvermiş. Heyecandan neredeyse kalbi yerinden fırlayacak olan Nebukadnezar bağırarak, "Eğer bir Tanrı varsa, ona sonsuz iman ediyorum!" demiş.


Dilber "Evet, ben Tanrı'dan istediğin o cariyeyim. Şu saatten sonra senin mülkün olmaya geldim." diye müjdeli haberi ona vermiş.


Nebukadnezar ne diyeceğini bilememiş. Yalnızca gözleri fıldır fıldır cariyeye bakıyormuş. Onun bu halini dudağındaki bir çizgiyle alaya alan cariye sözlerine şöyle devam etmiş: "Fakat ey melik, beni bir mucize olarak sana gönderen Tanrı bir de şart koşmuş bulunuyor. O da şu ki; eğer bana kötü gözle bakarsan tekrardan eski hâlime, bir kuşa dönüşürüm" Haliyle buna içerleyen Nebukadnezar, bir kere bu güzelliği gördükten sonra yan gözle bakmamanın vereceği ıstırabı hayal etmiş, bu dileği nasıl kabul edeceğini bilememiş. Tekrar söz alan cariye "Sana yarına kadar mühlet," demiş "Yarın bu saatte tekrardan geleceğim."


Ve bir anda kuş olup kapalı pencereden uçuvermiş. Bu sahneye oldukça şaşıran Nebukadnezar kollarını çimdikleyip uyanık olup olmadığını anlamaya çalışmış, uyanık olduğuna emin olduğunda, gayet şeytani düşünceler içerisinde kaybolmuş. Nitekim Armiya Peygamberi bir büyücü olarak kabul etmiş ve ona oyun oynayıp, cariyeye konmak için ertesi gün cariyenin bu şartına razı geldiğini söylemeyi kararlaştırmış. Daha sonra Armiya Peygamberin icabına bakmayı da aklına koymuş, mışıl mışıl uyumuş.


Ertesi gün yine aynı kuş (Ya da cariye) onu ziyarete gelmiş ve şartını kabul edip etmediğini sormuş. Nebukadnezar elbette kabul ettiğini söylemiş. Cariye tekrar; "Ey melik demiş, emin misin?"


O, dünyanın en büyük sultanı; "Evet" demiş. "Bütün gücüm ve kudretim üzerine yemin ediyorum." Onun bu yemini üzerine cariye bir daha kuş olmamış ve ömrünü Nebukadnezar'a adayıp hizmet etmeye başlamış. O günden sonra Armiya Peygamberle de görüşen Nabukadnezar, yalandan da olsa ona sonsuz iman ettiğini bildirmiş, fakat şeriata henüz alışamadığı için ilk başlarda biraz esnek davranabileceğini ve bunu Armiya Peygamberin hoş görmesi gerektiğini söylemiş. Onun bu mazeretini kabul eden Armiya Peygamber tebliğ işleriyle uğraşmaya başlayınca Nebukadnezar, şimdilik onu da işlerinde serbest bırakmaya karar vermiş. Tabii bu süre zarfından cariyesi asla aklından çıkmaz, onun güzelliğini öve öve bitiremeyen ve nasıl olup da bir anda Nebukadnezar'ın haremine karıştığını konuşan halkın dedikodularından bile kıskanır olmuş. Bu duygu seli elbette ona olan hayranlığının bir görüngüsüymüş. Ancak bunu hem Armiya Peygambere hem de cariyeye fark ettirmemek için kıskançlığını gizlemiş ve kimselere ilişmemiş.


Günler böylece geçip giderken Nebukadnezar, bu aşkı daha fazla gizlemeyeceğini fark etmiş ve "Bir büyücü bana ne yapabilir ki?" diyerek onun hizmetiyle meşgul olan cariyeye kötü düşüncelerle yaklaşmaya kalkmış, fakat cariyenin tekrardan bir kuşa dönüştüğünü görerek dehşete kapılması aynı anda olmuş. Kuş, bu defa kapalı pencerenin bir köşesine konmuş, uçup gitmemiş. Ne olacağını merak eden Nebukadnezar, içinde bir ürperti duymuş ve yatağına oturup kuşu seyretmeye başlamış. Fakat saatler geçmesine rağmen ne kuştan ses çıkmış ne de kendisi bir şey söylemiş. Nihayet uyumaya karar veren Nebukadnezar sabah ola hayrola diye düşünüp yorganına bürünmüş. Gözüne ilk başta elbette uyku girmemiş. Kuş acaba gitmiş mi, diye sürekli gözleriyle pencereyi yoklamaktan bir hal olmuş. Kuş ise elbette orada bekleyip onu seyrediyormuş. Nihayet gün ışımak üzereyken uykuya dalmış olan Nebukadnezar boğazına yapışan eller yüzünden dehşetle uyanmış fakat odada kimseyi bulamamış. Yeniden uykuya dalamayacak kadar ürktüğü için kuşa, onu affetmesi için yalvarıp yakarmaya başlamış fakat kuştan en küçük bir tepki bile alamamış. Bunu üzerine ona vurmaya başlamış fakat heyhat ki hiçbir zarar veremiyormuş. İşte o zaman nasıl bir lanete uğradığının farkına varmış.


Artık uyumayan Nebukadnezar, ertesi gün kimseye bir şey söylemeyip gündelik işlerle uğraşıp dün geceki korkunç olayı unutmaya çalışmış. Odasına döndüğünde beklediği üzere papağanı yerinde bulmuş. Fakat yine de onunla ilgilenmeyip uyumaya koyulmuş.


Bu kez tekrar gün ışımak üzereyken boğazına yapışan ellerle uyanan Nebukadnezar yine odada kimseyi görmemiş. Kuş ise aynı yerde duruyormuş. Kalkıp pencereden bakmış, vakit gün ışımaya doğruymuş. İşte o an anlamış Nebukadnezar, bu eller her uyuduğu zaman değil yalnızca gün ışımak üzereyken boğazına yapışıyormuş. Bu laneti Armiya Peygamberle konuşmaya gitmeye karar vermiş nihayet. Onun yanına vardığında ise bu konuyu bir türlü konuşamadığını fark etmiş. Kaç kere üst üste denemiş fakat nafile... Dili bir türlü çözülüp de bu kendisini boğan ellerden söz edemiyormuş.


Nasıl dönülmez bir lanete uğradığını iyice kavrayan Nebukadnezar kaderine razı olur görünmüş fakat ilerleyen zamanlarda bu konu nasıl bir gelişme göstermiş, işte orasını bana hikâyeyi anlatan profesör de bilmiyormuş.



Devam edecek.


Y.

3 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör