Arayış Üçlemesi: Gece Yolculuğu, Gizli Yüz, Akrebin Yolculuğu (Ömer Kavur - 1987, 1991, 1996)



Literatüre üçleme olarak girmemesine karşın Ömer Kavur'un yönetmiş olduğu Gece Yolculuğu, Gizli Yüz ve Akrebin Yolculuğu filmleri izleyicinin de yorumuyla birlikte, aralarındaki bağlantılar ve verdikleri mesajlar sebebiyle üçleme olarak değerlendirilebilir.


Her üç filmde de anlam, çeşitli temalarla birlikte yıkılır. Yıkılan anlam üzerinden anlam kazanan filmler, Ömer Kavur'un kendine has tarzıyla çeşitlilik kazanmıştır. Film akışına anlam kazandırmak için; görüntüler, ses, diyaloglar, mekânlar, yüzler ve zaman ile yaşadığımız dünya içindeki bağlantı koparılır.


Dış mekânın insana bir şey hissettirip hissettirmemesi arasındaki uçurumlar anlatılır ve dış faktörlerin insanın kendi benliği üzerindeki etkisi konusunda izleyici şüpheye düşer. Bu bağlamda pek çok filozofun dış faktörlerin varoluşa etki edip etmemesi ya da onu sağlaması sorunsalına da değinilmiştir bu üç filmde. Hatta yine Ömer Kavur tarafından yönetilen, Yusuf Atılgan'ın bir romanından uyarlama olan Anayurt Oteli adlı filmde de, değinilecek olan üç filmdekine benzer bir anlam yıkımı metodu kullanılmıştır.


Konuları gayet basit olayları ele alan fakat motivasyon ya da önermeleri oldukça detaylı ve katmanlı biçimde ifade edilebilecek filmler, vermiş oldukları mesajlarla izleyicinin tamamına hitap ederler. Tıpkı Andrei Tarkovski'nin Mühürlenmiş Zaman adlı kitabında Stalker'ı anlatırken "izleyicinin kendisini bulmasını düşündüğüm bir film" ifadesi Ömer Kavur Sineması için de geçerlidir.


1987 yapımı "Gece Yolculuğu" adlı filmin hikâyesi oldukça basittir. Film çekmek için bir yönetmen ve senaristin uygun mekân araması anlatılır.


Çekilecek filmin senaryosunu yazan Yavuz ve yönetmenliğini üstlenecek olan Ali, birbirine zıt iki karakterdir. İlk sahnelerden itibaren Ali'nin yarı nihilist bir karakter olduğunu, Yavuz'un ise varoluş kavramını Sartre hassasiyetiyle hissedebilecek kadar düşünceli ve duygulu bir karakter olduğunu görürüz. Arabalı vapura çıktıklarında, koltuk değnekleriyle yürüyen ve denizi izlemek için güverteye gelip cebindeki konyak şişesini çıkaran bir adamı Ali görmezden gelirken, Yavuz ise derin bakışlarla onu izlemektedir. Çevre ve dış ortam hassasiyeti de, iki karakterin karakteristik özellikleri konusunda izleyiciye ışık tutar.


Ali'nin bir an önce filmi bitirmek, Yavuz'un ise sürekli arayışta olmak gibi bir amacı olduğunu görürüz. Ali, sonuç odaklıdır ve hayatın daimi akışından kopmak istemez. Yarı pragmatist yarı nihilist olan bu karakter, Yavuz'a kendini hissettiremez bile. Yavuz sürekli olarak arayıştadır ve aslında aradığı şeyin kendi benliği olduğunu anlarız bir süre sonra. Yavuz, kendini ifade etmek istemekte fakat bunu yapamamaktadır. Bu yüzden yoluna kendisi devam eder.


Tarkovski'nin Nostalghia filmine bir gönderme yapılarak, arayış süreci hızlanır. Kendisini bir kiliseye kapatan Yavuz, bilinçaltındakilerle, küçük çocuklarla, kasabanın eski sakinleriyle sohbet ederek içindeki ışığı yavaş yavaş ortaya çıkarır. Aniden karşısına çıkan gizemli bir kadının, ona kendisini bulacağını söylediğinde de artık yeni bir senaryo yazılmıştır. Yavuz'un, bir telefon kulübesinde saplantılı fakat korkak bir âşığı görmesi ve onun hissettiklerini hissetmesi, kendini bulmasıdır. Kasaba sakini, yaşlı bir adamın Stella adındaki güzel bir kadına yazmış olduğu şiiri dinlemesi de yine kendi benliğini bulmasını ifade eder. Dış ortam Yavuz'un içinde halı altına süpürdüğü her şeyi ayyuka çıkarır. Boşandığı eşinin hayalini görür ve kendisinden bir şeyler bularak arayışını sürdürür. Filmin motivasyonunun, arayışın devamlılığı üzerine olduğunu görürüz. Mekânın aslında dışarıda değil, kendi içimizde olduğu anlamı çıkar filmde ayrıca. Bu da, kavramların tekrar değerlendirilerek yeni anlamlar kazanarak türemesini ifade eder. Filmdeki mekânların genellikle dışarısı olması ve doğaya atıfta bulunulması da, varoluşun özüne döndürür izleyiciyi. Yüksek binaların, kalabalık şehirlerin adeta başka dünyalar olduğunu görürüz Ali ve Star Şeyda'yı izlediğimizde. Oysa üstü örtülen bir doğa, kimseye benliğini hissettirmez. Yavuz'un kendi içine dönmesi ve yeni bir filmi ortaya çıkarması ve hatta son sahnede herkesi arayışının mana bulduğuna ikna etmesi ve artık şehir insanlarının onu bir meczup olarak değerlendirmek yerine, mevcut senaryo yerine Yavuz'un yazdığı senaryo ile kariyerlerine devam ettirmesi mevcut anlamı yıkarak, yeni bir anlam ortaya çıkarmıştır. Gece yolculuğu, içsel yolculuğa dönüşmüş ve son sahneden anladığımız kadarıyla Ali ve başrol oyuncusu Şeyda'yı da bir noktadan başka bir noktaya ulaştırmıştır.



1991 yapımı Gizli Yüz ise, anlam karmaşasının ve gizemin daha net görüldüğü, senaryosunun Orhan Pamuk ve Ömer Kavur tarafından yazıldığı, anlam yıkımı ve arayış üzerine başka bir filmdir.


Filmin konusu, çektiği fotoğrafları mistik inançlara sahip bir kadına götürerek hayatını sürdüren, taşradan şehre göçmüş bir gencin karşılıksız aşkı olarak değerlendirilir kısaca. Fakat filmde suret, zaman, aşk ve mekân kavramları aleni bir şekilde sınırları kaldırılarak bir bütün içine dâhil edildiğinden ötürü, basit olan konusu oldukça kaotik bir durumu imgelemeye başlar. Fotoğrafı çekilen ve merak edilen bir adamla başlayan arayış süreci, aranan kişiler değişerek amacından sapmadan devam eder. Filmin ilk sahnelerinde zaman takıntılı bir adamın resmi, gizemli bir kadına verildiğinde fotoğrafçı ve gizemli kadın resmi çekilen adamı aramaya başlarlar. Kayıplara karışan adam, bir süre sonra amacına ulaştığı için arayışla ilgili süreç kendisine dair sona erer.


"İnsanlara saatleri anlatmak istiyorum. Akrep ve yelkovan arasındaki süreci bilirlerse belki kendi hikâyelerini de anlatabilirler. Hüzünlerini saklamazlar."


Fotoğrafı çekilen saatçi, filmde bir süre sonra herkese hitap edecek noktaya gelmiştir. Kendisini arayan kadın ve fotoğrafı getiren genç ise arayışlarına devam ederler. Kadının ilginç bir şekilde aşk hissettiği saatçiye ulaşması, arayışını bitirmez. Başka bir saatçiyle olan tuhaf ilişkisi ortaya çıkar. Buradaki ilişki ise, bir saat üzerindendir. Materyalist bir yaklaşım olduğunu görürüz. Dükkânı incelediğimizde ise, iki saatçinin de aslında aynı kişi olduğunu görürüz. Biri maneviyata yönelik amaçlara sahip olduğu için filmde daha cezbedici, nahif ve çekici gözükür. Diğer karakter ise başından beri maddiyatçı biri olduğu için peşine düşen kadın tarafından hiç önemsenmez. Kadının istediği kişiye ulaşmış olması, ruhunu artık doyurabildiği anlamına gelir. Çünkü çocukluğundan beri gördüğü rüyanın hikâyesini ona anlatabilecek tek kişi maneviyat düşkünü olan saatçidir. Fakat aynı kişinin, ilk bakışta göremediğimiz farklı bir yüzü daha vardır. Fiziki olan suret değişimi, hayata bakış ve yönelim farklılığı sebebiyle ortaya çıkar.


Maneviyatçılıkla maddiyatçılık arasındaki kesin fark, tıpkı Gece Yolculuğundaki kadar net bir şekilde anlatılır. Gizli yüzler, kendi aradıklarımıza göre değişir ve insanın bazen aynası olarak bile ortaya çıkabilir.


Filmdeki bir diğer gizemli karakter de, fotoğraf çeken gençtir. Yüz ve zaman arasındaki ilişkiyi de, maneviyatçılığı ile aramaya devam eder. Bunu, ölen babasının eşinin de yasak ilişki yaşadığı öğretmenin de aynı yüze sahip olduğunu görerek anlar. Her ikisininki de manevi ve saf bir aşktır. Yasak ilişki olarak bilinen evlilik dışı ilişkide bile bir masumiyet vardır çünkü. Saf sevginin var olduğu yerde masum, güzel bir kadın olarak gösterilir öğretmen. Tıpkı anne gibi.


Fotoğrafçı gencin saatlere olan düşkünlüğü de kendisini ve aşkı aramasından kaynaklanır. Ona göre zamanın insan üzerinde büyük bir hükmü vardır fakat insanoğlu bunu anlayamaz. Geçmiş, gelecek ya da şimdi kavramları rüyalar devreye girdiğinde kaybolur filme göre. Bilinçaltında olan ve onu fotoğraf çekmeye yönlendiren kadının aslında sadece bir arayış motivasyonu olduğu görülür. Kadının ona aşk veremeyeceğini söylemesi de, arayışın basit bir kadın-erkek ilişkisi kadar olamayacağının sinyalini verir. Yüzler, insanlar sadece araçtır. Oysa filmin başından beri hikâyesinin devamını arayan kadın zamanın kırıldığını, bilinçaltında yatan bir karakterden fazlası olmadığını ifade ettiğinde bulunduğu yer bir saat kulesidir. Saat kulesinde, saati tamir etmekle uğraşan fotoğrafçının tam olarak ne yapmak istediği anlaşılmaz. Fakat söylemlerine göre kısır bir döngüdedir. Saplantılı hallerini ancak manevi bir bakışla yok edebilecektir ve bunu da Akrebin Yolcuğu adlı filmde görürüz. Manevi yaklaşım insanı kısır döngüsünden koparır ve zamanın durmasına, içtenliklerin ortaya çıkmasına sebep olur. Her karakterin arayışı içinde biter kısaca.


1996 yapımı Akrebin Yolculuğu adlı filmde, Gizli Yüz'deki saat daha net ifade edilir.


Gezgin bir saat tamircisinin, bir kasabadaki saat kulesini onarmaya geldiğini görürüz. Gizli Yüz'de ucu açık bırakılan saat kulesi, kısır döngüyü ifade eder. Saat durmuştur ve yapıldığında, tüm olayların tekrarlandığını görürüz.


Filmin konusunda yasak aşk yaşayan bir saat tamircisinin cinayete kurban gitmiş olduğu görülür. Katmanlı anlatımında ise, karakterin saatteki akrep olduğu ve kısır döngüye girdiği görülür. Sürekli olarak aynı yolu dönen akrep gibi her şeye yeniden başlar. Bunun sebebi maneviyat ve arayıştaki eksiliktir. Oysa filmin başında ve sonunda gözüken gizemli adam - Gece Yolculuğundaki Yavuz- tamirciyi uyarmıştır. Aradığı şeyi bulacağını söyler.


İnatla yasak aşkın peşinden koşan tamirci, sonunda kadının kocasının telkinleriyle kadın tarafından öldürülür. Yaşlı koca öldürmek istemekte, kadın ise saat tamircisinin kısır döngüden kurtulmasını beklediği için onu öldürmektedir. "Aman" kavramı tamamen ortadan kalkmış, aynı hikâyeyi anlatmak için mücadele eden saatçi ölse de bir süre sonra aynı hikâyeyi baştan izlemekte ve hatta baş rolünü oynamaktadır.


Filmin sonunda ortaya çıkan gizemli adam, eski bir arayışçı olduğu için saatçinin derdini anlar. Saat ustası kısır döngüden çıkmak zorunda kaldığından emindir artık ve bundan sonra sadece içini dinlemeye koyulur.


Sefa DEMİROCAK

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör