ARADIKÇA DİRİ OLANLARIN HİKÂYESİ: YAŞAMIN KIYISINDA

“Burada gördüğüm en hüzünlü insansınız.” Arayış içindeki insanların ölüm ve yaşam çizgisi üzerindeki gelgitleri üzerine kurulu hikâyelerine tanıklık ettiğimiz film, aynı zamanda birbirinin hayatına değen ya da tesadüfen teğet geçen kişilerin hikâyesidir. Bir bilinmezin peşinden koştuğunu bilmeden, her şeyin peşinde koşan bu insanlar, aradıklarını bulmuş olsalar her şey daha da çıkmaza girecekti belki de. Almanya ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde geçer film. Ali, Almanya’da oğluyla yaşayan bir Türk göçmendir. Ne iyi ne kötü diyebileceğimiz bir baba-oğul ilişkisi vardır aralarında. Aslında her şey, Ali’nin hayat kadını Yeter ile evlenmek istemesiyle başlar. Bu evlilik yalnızca ikisinin hayatını birleştiriyor gibi görünse de, aslında yedi kişinin birbirine görünmez bir zincirle bağlanmasına sebebiyet verir.

Fatih Akın, filmi kendi içinde üç bölüme ayırarak bu zincirleri tek tek kırmaya çalışır. Her bölümün başlığı, o bölümün sonunda olacak şeyi anlatır. Bunu yapmasının sebebi, aslolanın son değil, o sona giderken neler olduğunun daha önemli olduğunu göstermektir. Yer yer politik göndermeler de içeren film, bu konuda dişe dokunur bir haz vermese de cesurluğu takdire şayandır. Bazı sahneleri sayılmazsa hareketli bir film olmaktan çok, sakin bir tempoda ilerler.

Odaktaki her karakterin kırgın bir tarafı vardır. Bir yere ait olamamış, dikişleri sökülmüştür hepsinin. Bu yüzden aramak ya da bir şeylerin peşinde koşmak, dikişlerini sağlamlaştırmak için fırsattır onlar için. Önemli olan bulmak değil, aramaktır. Asıl yaşamın kıyısında olan da onlardır bu yüzden. Yalnızca yamacında duran insanın kederine ortak olmak yetmez onlara, uzak ya da yakın aradıkları insanların da hayatlarına dokunmak isterler.


Her ne kadar karakterler birbirlerinde zıt görüşlerde ve hayatlarda görünseler dahi, hepsi bir şekilde aynı tabanda buluşmayı başarır ve bu buluşmaya kadar başlarına gelen ya da şahit oldukları olaylar izleyiciyi hikâyenin içinde sıkıca tutar. Yer yer, sanki izleyeni öfke damarından yakalamak isteyip filme daha çok çekmek ister gibi bir havası olan diyaloglar ve sahnelerin varlığı klasik bir Fatih Akın tablosu olarak çıkar karşımıza.

Kültür çatışmaları, cinsel yönelimler, politik diyaloglar, kadın-erkek ilişkileri gibi konuları hikâyenin içine güzelce serpiştiren yönetmen, “ölüm hakkında bir film” dediği Yaşamın Kıyısında ile yine hepimizin kendini bulacağı bir şeyler koymuş ortaya. Her şeyde olduğu gibi, film izlemenin de bir kültürü olduğunu çembere alırsak, sadece sanat zevki almakla kalmayıp, bir şeylerin farkına varmak da mümkündür. Ünlü yönetmen Kieślowski'nin dediği, “Filmler hayatımızın bir parçası, senaryolar da öyle.” sözünden hareketle, Yaşamın Kıyısında filmi hepimizden parçalar taşıyan senaryosuyla Kieślowski'yi doğrulayan filmlerden biri.


Kendine has üslubuyla bildiğimiz Fatih Akın'ın, aşk-ölüm-şeytan üçlemesinin "ölüm" başlığına tekabül eden bu filmiyle, ölümü yine kendi tarzıyla tanımlamış diyebiliriz.


İlayda Kalkan


2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör